ANATÜRK ZÜBEYDE HANIM

Mustafa Kemal Atatürk'ün annesi Zübeyde hanım ölümünün 97. yılında anılıyor. 14 Ocak 1923'te vefat eden Zübeyde Hanım'ın hayatı ve ailesi VE ölümü hakkındaki tüm detaylar Atatürkçü Medya'da...


2767
10.5k Paylaşım, 2767 Beğeni

ANATÜRK ZÜBEYDE HANIM

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde hanım ölümünün 97. yılında anılıyor. 14 Ocak 1923’te vefat eden Zübeyde Hanım’ın hayatı, ailesi ve ölümü hakkındaki tüm detaylar Atatürkçü Medya’da…

Zübeyde Hanım Selanik’e bağlı Langaza Kasabası’nda 1857 yılında doğmuştur.

Ailesi Makedonya ve Teselya’nın fethinden sonra Konya civarından buraya göçmüş Yörüklerdendi. Babası Feyzullah Efendi Langaza Kasabası’nda çiftçilik ve ticaret yaparak geçimini sağlıyordu. Hasan ve Hüseyin adında iki oğlu ile Zübeyde isminde bir kızı vardı. Çocukluğu ve genç kızlığı hakkında fazla bilgi bulunmayan Zübeyde Hanım, güçlü bir beden yapısı yanında güçlü bir iradeye sahip, muhafazakar ve geleneklere bağlı bir kadındı.




Yeterince eğitim görmemiş olmasada okuma yazmayı çok iyi öğenmişti, bilge bir kişiliğe sahipti ve bu yüzden çevresi tarafından  “Zübeyde Molla” olarak anılmaktaydı.

Zübeyde Hanım Selanikli orta halli bir aileden gelen Kırmızı Hafız Ahmet Efendi’nin oğlu Ali Rıza Efendi ile evlenmiştir. 1839 doğumlu Ali Rıza Efendi, Zübeyde Hanım ile evlendiğinde Selanik’te Yenikapı Mahallesinde oturuyordu.

Osmanlı Devleti’nin Yunanistan sınırındaki Olimpos Dağı eteklerinde Çayağazı veya Papaz Köprüsü denilen bölgede üç lira aylıkla gümrük muhafaza memuru olarak çalışıyordu. Geçim sıkıntısı nedeniyle memurluktan ayrılan Ali Rıza Efendi, Cafer Efendi isminde biriyle ortak olarak kereste ticaretine başlamış ancak asayiş sorunları nedeniyle kereste ticaretinde başarılı olamamıştır. Daha sonra teşebbüs ettiği tuz ticaretinden de beklediğni bulamayan Ali Rıza Efendi’nin sağlığı bozulmuş, 1888 yılında 47 yaşında vefat etmiştir.




Zübeyde Hanım, eşinin görevi nedeniyle zor şartlar altında yaşamış, erken yaşta dul kalarak çocuklarını tek başına büyütmüştü. Zübeyde Hanım’ın, Fatma (1871-1875), Ahmet (1874-1883), Ömer (1875-1883), Mustafa (1881-1938), Makbule (1885-1956) ve Naciye (1889-1901) isminde altı çocuğu olmuştur. Ancak Makbule ve Mustafa’nın dışındaki çocuklan küçük yaşta hastalanarak vefat etmiştir.

Zübeyde Hanım’ın hayatının büyük kısmını zor şartlar altında geçirmesi, peş peşe çocuk dünyaya getirmesi, eşini genç yaşta kaybetmesi sık sık sağlık sorunları yaşamasına neden olmuştur.

Zübeyde Hanım, Ali Rıza Efendi ile evlenmeden kısa süre önce yüzünde sivilce sorunları yaşamış, Ali Rıza Efendi “Ben yüzü yara içinde bir kadınla yaşayamam” demesine karşın Zübeyde Hanım’ın yüzündeki sivilciler bir süre sonra geçmiş ve güzelliği ortaya çıkmıştır. Küçük yaşta evlenmekle beraber gelişip büyüdükçe güzelliği artmış, çevsinde en güzel kadınlardan biri olarak ün salmıştır.

Eşi Ali Rıza Efendi’nin ölümünden sonra maddi sıkıntılar yüzünden Zübeyde Hanım, Selanik’e Mora’dan gelerek yerleşen göçmenlerden biri olan Ragıp Efendi ile ikinci bir evlilik yapmıştır. Mustafa Kemal’in tepkisini çeken bu evlilikten çocuğu olmamıştır.

Mustafa Kemal Paşa’nın orduya katılarak çeşitli cephelerde savaşlara katılması, annesi için endişeli ve sıkıntılı günlerin başlangıcı olmuştur. Mustafa Kemal Paşa, bir yandan annesini teselli eden mektuplar yazarak, Zübeyde Hanım’ın üzüntü ve endişelerini azaltmaya çalışmış, diğer yandan da İstanbul’daki arkadaşları vasıtasıyla ailesinin durumunu yakından takip etmiştir.

Trablusgarp Savaşına gönüllü olarak yazılan Mustafa Kemal Paşa, 1911 yılında Salih (Bozok) Beye gönderdiği mektupta şunları ifade etmektedir;




Salih (Bozok) Beye yazdığı bir başka mektupta da şunları ifade etmektedir;

Balkan Savaşları (1912-1913) sırasında Selanik’in Yunanlılar tarafından ele geçirilmesi üzerine İstanbul’a taşınmak zorunda kalan zübeyde Hanım, Beşiktaş-Akaretler’de bir eve yerleşmiştir.

Annesinin yanında fazla kalamayan ve onunla pek vakit geçiremeyen Mustafa Kemal Paşa, 1.Dünya Savaşı sırasında Doğu Cephesi’nde görevliyken tanıdığı öksüz çocuklardan biri olan Abdurrahim’i evlat edinerek onun yanına bırakmıştır. Zübeyde Hanım’a “Anne”, Makbule ve Fikriye Hanrm’a “Abla” diye hitap eden Abdurrahim, ailenin bir üyesi olarak kabul edilmiştir.

Dokuzuncu Ordu Müfettişliği’ne atanan Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a hareket edeceği için annesiyle vedalaşmaya gitmiştir. Durumu nasıl açıklayacağını düşünürken birden söze başlar:

“Anne, ben yarın Anadolu’ya gidiyorum. Buraların hali malum değil. Selanik nasıl elden gittiyse buralar da öyle olabilir. Ben, kurtarmaya çalışacağım. Ne elimdem  gelirse onu yapacağım. Fakat bu işte tehlike çoktur. Hesapta ölmek, gidip gelmemekte vardır. Bana hakkını helal et!… “ diye konuşunca annesi bir hayli etkilenmiş, oğlu için endişelenmekten kalp krizi geçirmiştir.

Dr. Rasim Ferit (Talay)’ın zamanında müdahalesi sayesinde Zübeyde Hanım kendine gelince Mustafa Kemal, ertesi gün annesinin elini öpmüş ve yola çıkmıştır.




19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a ayak basan ve Milli Mücadele’nin önderliğini yapan Mustafa Kemal Paşa’nın annesi Zübeyde Hanım İstanbul’da kalmış, İtilaf devletlerinin çeşitli baskılarıyla karşılaşmıştır. Gece-gündüz daima evine yapılan baskınlar, Mustafa kemal paşa için duyduğu kaygılar, sağlık durumu zaten iyi olmayan Zübeyde Hanım’ı iyice yıpratmış, yormuştur.

Bunu fark eden Mustafa Kemal Paşa, 1920 yılının sonlarına doğru inebolu yoluyla annesini Ankara’ya getirmek istemiş, ancak annesinin hastalığının artması nedeniyle bir süre için bu yolculuktan vazgeçilmiştir, O zor günlerde annesini yanına aldıramayan Mustafa Kemal Paşa, sık sık ona mektup yazmıştır.

Mesela Erzurum’dan İstanbul’da bulunan annesine hitaben yazdığı mektupta şunları ifade etmiştir;

“Bu mektubumu getirecek olan kişi size benim hakkımda istediğiniz kadar bilgi verecektir, Kendisi ile bana bazı elbiselerimi gönderiniz, Hemşiremin sağlığı nasıldır? Eve herhangi bir tarafıan saldırıda bulunuldu mu? Hala orada mısınız? Çocuklar ne yapıyor, büyüdüler mi? Ben birkaç güne kadar bir kongre için Sivas’a gideceğim. Her işittiğinize önem vermeyiniz. Pekala, bilirsiniz ki ben yapacağımı bilirim. Netice görmeseydim, başlamazdım. Saygıyla ellerinizden, hemşiremin gözlerinden öperim”

İstanbul’da yaşayan annesine sık sık mektuplar yazan ve para gönderen Mustafa Kemal Paşa, annesinin sağlığı ile ilgili gelişmeleri de yakından takip etmiştir.

Doktor Albay Salih Bey’in İstanbul’dan Atatürk’e gönderdiği ve annesinin sağlığı hakkında bilgi veren 28 Haziran 1921 tarihli mektubunda:

 “… Birkaç hafla önce, gözlerinden rahatsız olan anneniz hanımefendiyi muayene ettim. Gözlerinde görme sinirine bağlı görme yetersizliği ile katarakt mevcut olduğunu teşhis ettim ve ameliyatın başarılı bir sonuç vermesinin mümkün olmadığını söyledim. Buna rağmen doktorlar, ameliyann iyi netice verebilceğine bu sabah karar vermişler … “,ifadeleri yer almaktadır.




Mustafa Kemal Paşa Samsun’a doğru yola çıktığında yanında çok güvendiği emir eri Halit de vardı. Bir süre sonra Halit’i İstanbul’a gönderdi. Oysa o günlerde Mustafa Kemal ile ilgili idam edildiği, öldürüldüğü şeklinde söylentiler kulaktan kulağa dolaşıyordu.

Zübeyde Hanım bu söylentiler nedeniyle üzüntü içerisindeydi. Bu günlerde Zübeyde Hanım’ı ziyarete gelen Mustafa Kemal Paşa’nın emir eri Halit’i karşısında görünce felç geçirmiştir.

Mustafa Kemal Paşa, kısmi felç geçiren ve bakıma muhtaç olan Zübeyde Hanımı ile kardeşi Makbule’yi, Büyük Taarruz hazırlıklarının yapıldığı sırada Ankara’ya getirmeye karar vermiştir. Fakat işgal altında olan İstanbul’dan annesinin Ankara’ya gelmesi çok kolay bir iş değildi.

Mustafa Kemal Paşa güvendiği kişileri İstanbul’a göndererek annesinin İzmit’e geçmesini sağlamıştır.

Sağlığı biraz daha düzelmiş olan Zübeyde Hanım, yolculuk yapabilecek kadar iyileşmiş ve 13 Haziran 1922 tarihinde farklı bir isimle İstanbul’dan ayrılarak 14 Haziran 1922’de Adapazarı’na gelmiştir.

Zübeyde Hanım, Adapazarı’nda Askerlik Şube Başkanı Baha Bey’in evinde misafir edilmiştir. 14 Haziran 1922 tarihinde Adapazarı’na gelen Mustafa Kemal Paşa, burada annesi ve kız kardeşi ile görüşmüştür. Kocaeli bölgesinde incelemelerde bulunan Mustafa Kemal Paşa, annesi ile birlikte 24 Haziran 1922 tarihinde Adapazarı yoluyla Ankara’ya hareket etmiştir.

Zübeyde hanım Çankaya’da bir bağ evine yerleşirken Makbule hanım ise İstanbul’a eşinin yanına dönmüştür.




Mustafa Kemal her sabah önce annesiyle görüşüp, ilgilenmiş, daha sonra Meclise veya Çankaya köşküne geçmiştir. Bu durum annesinin 17 Aralık 1922 tarihinde İzmir’e gitmesine kadar devam etmiştir.

Zübeyde Hanım için, uzun süre ayrı kaldığı oğlu Mustafa Kemal ile bir arada olmak mutluluk verici bir olaydı. Fakat ayaklarındaki ağılar dayanılmaz bir acı veriyordu. Şeker hastahğı da gözlerini etkilemişti.

Ankara’ya gelen Zübeyde Hanım, oğlunun evlenmesi için baskısını artırmış ve bir yuva kurmasını çok arzulamıştır.

Mustafa Kemal Paşa, 1922 Kasım’ının son günlerinde, The Morning Post gazetesi muhabiri Grace Ellison’ı Çankaya Köşkü’nde kabul etti. Bu sırada Zübeyde Hanım köşkte, oğluyla birlikte kalıyordu. Vefatından sadece birkaç ay önceydi. Sağlığı çok bozulmuştu.

Mustafa Kemal’le yaptığı görüşme sırasında Zübeyde Hanım’ı da yatağında ziyaret eden İngiliz gazeteci, o anları şöyle nakleder:

Gözüm Paşa’nın yazı masasının üzerinde asılı duran güzel bir Türk hanımının portresine ilişti: “Ne güzel bir yüz!”

Paşa, göze çarpan bir gururla, “Annem,” dedi.

“Onu görmenin büyük zevkine varabilir miyim?” diye sordum. “Çok hastadır. Doktorlar gece gündüz yanındadırlar. Heyhat, korkuyorum artık iyi olmayacak,” diye cevapladı.

Sonra merdivenlerden çıkıp hastanın dairesine gittik. Onu bir divan üzerinde, yastıklara dayanıp oturuyor görünce şaştım. İlk önce onun ölüme bu kadar yakın olduğuna inanmak güçtü.

“Yazık!” dedi, Mustafa Kemal, “Onun ıstırabı benim yüzümdendir. Benim sürgün kaldığım yıllar esnasında çektiği ıstırap ve döktüğü gözyaşlarının hesabını şimdi veriyor.” Fazla konuşamayacak kadar üzgündü, sesinde keder vardı.




Zübeyde Hanım’a, “Şimdi siz de onun zaferine iştirak edebilirsiniz, dedim. Oğlunuzla kimbilir ne kadar iftihar ediyorsunuz. Onun yaptığı fevkaladedir. Ben yalnız onun eserini görmüş ve onunla konuşmuş olmakla iftihar ediyorum,” dedim.

Bana heyecanla teşekkür etti ve, “Allah’ın bana bu oğlu vatanı kurtarmak için gönderdiğine inanıyorum,” dedi.

Zübeyde Hanım’ın son günlerindeki fiziki özellikleri hakkında Halide Edip Adıvar şu bilgileri vermektedir;

“İhtiyar hanımın yüzü, ince, hareketli vücudu sıkılgan ifadesiyle Mustafa Kemal Paşa’nın aynıydı. Yetmiş yaşında olmakla birlikte, süt gibi beyaz, pembe renkli cildinde bir tek buruşuk yoktu. Çok çabuk öfkelenir olmasına karşın koyu mavi gözlerinde ve ağzında bir şefkat duyulurdu. Beyaz entarisi, ütülü mendilleri, beyaz elleri büyükannemi hatırlatırdı. Tam Makedonyalı bir kadındı. Bir yer yatağında yatıyordu. Anlaşılan hastalığı çok önemli ve yaşaması bir mucizeydi. Dr. Adnan’ın boynuna kollarını dolar, yanaklarını öper, elini yakalayarak doğmuş olduğu Selanik şehrinden bahsederdi”

Rahatsızlığının artması ve doktorların “Hastalığın Ankara’da tedavi edilemeyeceğini ve mutlaka sahilde ikamet etmeleri gerektiğini” söylemesi üzerine Zübeyde Hanım’ın İzmir’e gönderilmesine karar verilmiştir. Bu kararda Zübeyde Hanım’ın, gelin adayı Latife Hanımı görmek, tanımak istemesi de etkili olmuştur.

Mustafa Kemal Paşa bir gece Salih (Bozok) Bey’e şu emri vermiştir;

‘’Doktorların gördükleri lüzum üzerine annemi İzmir’de tedavi ettirmek üzere oraya götürmek zarureti hasıl olmuştur. Binaenaleyh sen yarın buradan otomobille Konya’ya oradan da trenle İzmir’e hareket edersin. İzmir’de Vali Bey’le görüşerek validemin ikamet edebileceği münasip bir ev bulup ve onu döşettikten sonra bana bilgi verirsin. Ben de Validemi oraya gönderirim, yalnız bulacağınız ev, emval-i metrukeden (terk edilmiş Rum mallarından) olmasın’’.

İzmir’e gelen Salih Bey, Latife Hanım’ın adamlanndan Ahmet Ağa tarafından karşılanmış ve ertesi gün Latife Hanım ve Salih Bey, vali Abdülhalik Bey ile Hükümet Konağı’nda görüşmüşlerdi. Bu görüşmede Latife Hanım, Karşıyaka’da sanatoryum gibi bir köşkleri olduğunu söylemiş ve Zübeyde Hanım’ın burada ağırlanmasını önermiştir. Öneriyi uygun bulan Salih Bey, telgrafla durumu Mustafa Kemal Paşa’ya bildirmiştir. Olumlu cevap alınınca Köşk, Latife Hanım ve Salih Bey tarafindan iki, üç hafta içerisinde hazır hale getirilmiştir.




Fakat o günlerde Zübeyde Hanım’ın rahatsızlığı iyice artmış ve Mustafa Kemal Paşa Salih Bey’e çektiği telgrafta “Validemin rahatsızlığı arttığından harekete gayrı muktedir haldedir. Binaenaleyh orada bırakmış olduğunuz müfrezeyle Ankara’ya avdet ediniz”, şeklinde emir vermiştir.

Salih Bey bir hafta sonra Ankara’ya dönmüştür. Bu günlerde bir gece Mustafa Kemal Paşa Salih Bey’i arar ve Köşk’e çağırır. Salih Bey’e;

‘’Validem behemehal İzmir’e gitmek istiyor. Ne doktorları ne de beni dinliyor, “Ölürsem İzmir’de öleyim” diyerek yatağından kalkıp çarşafını dahi giymiştir, “Hemen şimdi İzmir’e gideceğiz” diyor. Son arzusunu yerine getirmek için emir verdim. Bir treni mahsus hazırlanıyor. Sen de ona göre hazırlanarak annemle birtikte İzmir’e gideceksin. Yalnız şunuda söyleyeyim ki, şayet annem yolda emr-i hak vaki olursa Ankara’ya yakın iseniz buraya getirirsin. İzmir’e yakın iseniz orada benim her zaman kendisini ziyaret edebileceğim bir yere defnedersiniz.’’ demiştir.

Zübeyde Hanım, yapılan hazırlığın ardından İzmir’e doğru yola çıkmış, daha önce kendisine bilgi verilen Latife Hanım, misafirleri karşılayarak tren istasyonuna yakın olan Köşk’e götürmüştür.

Zübeyde Hanım İzmir’e beyaz çarşafla ama peçesiz gelmişti. Kendisiyle birlikte, evlatlıkları Abdürrahim ile Fatma, Ali Çavuş ve Mustafa, yaver Salih, eşi Pakize ve doktoru Yüzbaşı Asım gelmişlerdi.

Bu karşılamayı Mustafa Kemal’in emir çavuşu Ali Metin şöyle aktarır;

“İzmir halkı Zübeyde Hanımı çok iyi karşıladı ve yakınlık gösterdi. Zübeyde Hanım dizlerinden rahatsızdı. Çok zor yürüdüğünden hasır koltukla taşınıyordu. İlk ziyaretine gelen İzmirlileri vagonlarında kabul ettiler. Ziyaretçilerin çokluğundan esasen rahatsız olan Zübeyde Hanım çok yorulmuştu. Etrafı göremez halde idi. Bu arada Latife Hanımı da tanıyamamıştı. Meraklandığını anlıyordum. Bir ara vagonda birkaç hanım kalmıştı. Zübeyde Hanım bu durumu fırsat bilerek oturan misafirlere bir mesele için yalnız kalmak istediğini bildirdi. Vagon boşaldı. Ben de dışarıya çıkıp, Latife Hanım’ın Zübeyde Hanım’a su getirmesini temin eltim”

Köşk’te Zübeyde Hanım’la beraber, Salih Bey ve eşinin yanı sıra Ankara’dan beraber gelen Doktor Asım ve Latife Hanım da kalmışlardır. Latife Hanım, Zübeyde Hanım’ın vefatına kadar da yanından ayrılmayarak, hastaya, bir hasta bakıcıdan fazla bir itina ve ihtimamla bakmışlardır. Mustafa Kemal Paşa’ya da her gün gelişmeler hakkında bilgi verilirken, Latife Hanım’ın gösterdiği ihtimam da aktarılmıştır.


Atatürk’ün Annesi Zübeyde Hanım’ın İzmir’de İkamet Ettiği Latife Hanım Köşkü

Latife Hanım Zübeyde Hanım’ın bakımı ile ilgilenmek üzere bir hasta bakıcı, bir hemşire, bir de doktor seçmişti. Latife Hanım her gün beyaz elbiselerle Zübeyde Hanım’ı ziyaret eder, yemek ve bakımı ile ilgilenirdi. Zübeyde Hanım bu”Şefkat ve ihtimama” minnettardı.

Zübeyde Hanım’ın romatizma ağrılarının arttığı bir gece, Latife Hanım babası için Fransa’dan getirdiği bir ilacı hatırladı. Yakı şeklinde dışandan uygulanan ilacı kullandılar. Zübeyde Hanım’ın ağrıları o gece için hafiflemişti. Salih Bozok, Latife Hanım’ı kastederek “Kolları arasında ruhunu teslim etti demek yanlış olmaz,” demektedir.

Zübeyde Hanım’ın rahatsızlığı daha da artmıştı. Durum Ankara’ya bildirilince Mustafa Kemal Paşa, Ankara’dan doktor göndereceğini bildirir. Salih Bey, Ankara’ya çağırılır, fakat Zübeyde Hanım buna razı olmamıştır. Kendisini iyi hissetmediğini söyleyerek, İzmir Valisi Kazım Bey ile müftünün çağırılmasını ister. Vasiyetinde bir elmas yüzüğü “Bu da Mustafa’nın olsun” diyerek ayırması, orada bulunanlan duygulandırmıştı.




O günlerde 7 yaşlarında bir çocuk olan Gülfem İren anılanı şöyle anlatmaktadır;

“Karşıyaka istasyonunda Uşakizadelere ait bir köşk vardı. Atatürk’ün bugün annesinin gömüldüğü cami’nin hemen yakınındaydı. Bahçede tek bir çam ağacı vardı. Onun altına hasır bir koltuk yerleştirilir, sonrada Zübeyde Hanım getirilirdi. Omuzlarına kadar dökülen beyaz başörtüsüyle koltukta güneşlenirdi. Biz de çoluk çocuk bahçe duvarından Atatürk’ün annesini seyretmeye giderdik. Atatürk her şeyimizdi. Ben de bol bol Zübeyde Hanım’ı seyretmeye giderdim”

Mustafa Kemal Paşa, annesinin vefatından önce İzmir’e gelememiş, fotoğaf subayı Esat Bey’i İzmir’e göndererek, annesinin son fotoğaflarını çektirmiştir.

“Zübeyde Hanım dindardı. İstanbul Akaretlerde yaşadığı dönemde yazdırdığı vasiyetnamesinde vefatının sonrasında yapılmasını arzu ettiklerini tek tek not ettirmişti. Vasiyetnamesinde, Beşiktaş’taki Yahya Efendi Haziresine gömülmesini, gömüldükten sonra üçüncü gece dualar okunarak bir akşam yemeği verilmesini, beş kurbanın kesilip dağıtılmasını, çeşme yaptırılmasını istemişti. Fakat bu isteklerden hazireye gömülme isteği yerine getirilemedi”

Zübeyde Hanım, 14 Ocak 1923 akşamı vefat etti.

Bu haber önce Latife Hanım tarafından İzmir Valisi Abdülhalik Bey’e bildirildi.

Mustafa Kemal 16 Ocak 1923 günü ikinci kez İzmit’e gelmiştir, Milli Mücadele’nin yanında yer alan bazı basın mensupları ile burada görüşecekti. Gazetecilerin bu isteği üzerine 16 Ocak 1923’de İzmit’te bir basın toplantısı yapılması kararlaştırıldı.




Mustafa Kemal önce Eskişehir’e geldi.

Bu geziyle savaş sonrası Anadolu’nun nabzını yoklayarak İzmir’e gelecek ve annesi ile görüşecekti. Fakat yolda Zübeyde Hanımın vefat haberini aldı. Hatta haberi vermekte zorlanan yaverine,

“Az önce rüyamda yemyeşil bir ovada anamla el ele geziyorduk. Hep oldugu gibi bir şeyler anlatıyordu. Birden bir fırtına çıktı, bir sel bastırdı, anamı aldı, götürdü. Hiçbir şey yapamadım, Hiç! Hiç!”

Salih Bozok anlatıyor;

‘’Telgrafımıı aldıktan sonra yolu değişirdiklerini öğrendik. Eskişehir’den bana çektikleri cevabı telgrafta verdiğiniz elim haber beni çok müteessir etti. Merhumun uygun bir şekilde cenaze törenini yapınız. Cenab-ı Hak millete hayat ve selamet versin, buyuruyorlardı. Emirlerinizi yerine getirdik. Sonra Paşamız Eskişehir’den geri dönerek Arifıye, İzmit, Tavşancıl, Gebze, Bilecik, Bursa, Alaşehir, Salihli, Turgut, Manisa yoluyla İzmir’e teşrif etti.’’




Zübeyde Hanım’ın ölümü, bütün ülkede derin bir üzüntü yaratmış ve her kesimden insan Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya başsağlığı telgrafı çekerek üzüntüsünü paylaşmıştır. Telgraflara teşekkür eden Mustafa Kemal Paşa şunları ifade etmiştir;

“Validemin vefatından dolayı birçok zevat ve heyet-i muhteremeden her gün taziyetnameler almaktayım. Dostlarımın tesiratına iştirakini görmek benim için mücib-i teselli oluyor. Orduları teftiş için mütemadiyen seyahatte bulunmaklığım ayrı ayrı cevap yazmağa mani olduğundan dolayı ajans vasıtasıyla iblağına mecbur olduğum teşekkürat-i mahsusamın lütfen kabulunü rica ederim. – Gazi Mustafa Kemal”

Mustafa Kemal Paşa, annesinin cenaze törenine katılamamış, bu en zor anında bile milletiyle birlikte olmayı tercih ederek “Sine-i millete” sığınmıştır. “kendi, derdini bir köşeye emanet bırakarak memleket meselelerini yaşamak ve onlarla meşgul olmak, acısını kendisine saklamak lazımdı. Zaten halledilmesi gereken o kadar çok mesele vardı ki’’


Atatürk’ün Annesi Zübeyde Hanım’ın İzmir’de Defnedildiği Ferik Osman Paşa Camii

Zübeyde Hanım, ülkenin kurtuluşuna, oğlunun ülkenin lideri oluşuna tanık olmuş, bir annenin erebileceği bahtiyarlığın en büyüğüne ermiştir. Son günlerinde, Mustafa Kemal Paşa’nın Latife Hanım ile bir yuva kuracak olması da Zübeyde Hanım’ ı sevindiren olayların başında gelmiştir.

Bir kilometreyi bulan cenaze töreninde Latife Hanım bir faytonla cenazeyi izleyerek arkadan takip etti. Cenazeye katılmak isteyen Latife Hanım’a ailesi ve din adamları itiraz etmişler ve “İslam’da kadın cenazeye katılamaz” demişlerdi.  Latife Hanım, mezarlıkta sadakalar dağıtmış, ilk gece otuz üç tanınmış hafız tarafından hatim indirilmiş, üç gün dua, kırkıncı günde mevlit okutturmuş, elli ikinci gecede de fakirlere aşure dağıttırıp, hatimler indirtmiştir.




Üzerine düşenleri fazlasıyla yapmaya çalışan Latife Hanım’a, Mustafa Kemal’den gelen teşekkür telgrafında şu ifadeler yer almaktadır;

24 Ocak 1923 günü İzmir’e gitmek üzere Bursa’dan ayrılan Mustafa Kemal Paşa ertesi günü akşamı Alaşehir’e ulaşmış, buradan Salihli ve Turgutlu üzerinden Manisa’ya gelmiştir. Mustafa Kemal Paşa’yı karşılamak üzere İzmir’den, Belediye Genel Meclisi üyeleri, Vilayet İdare Heyeti üyeleri ile İdari Yöneticiler ve Müdafaa-i Hukuk, Türk Ocağı, Doktorlar, Eczacılar, Göçmenler Derneği, İdman Birliği, Kızılay Heyetleri temsilcileri, ticaret, Milli Kütüphane, basın heyetleri ve diğer dernek üyeleri tren ile Manisa İstasyonu’na gelmişlerdir. Manisa’dan istasyona dönen Gazi Paşa, orada bu grup tarafından karşılanmış ve birlikte İzmir’e hareket etmişlerdir.

27 Ocak 1923 tarihinde İzmir’e gelen Mustafa Kemal Paşa’yı, Karşıyaka Tren İstasyonunda İzmir Valisi Mustafa Abdülhalik (Renda) Bey, İzmir ve Havalisi Kumandanı İzzettin, Kolordu Kumandanlarından Fahrettin Paşa ve İzmir eşrafı, mektepliler ve halk karşılamıştır.

Mustafa Kemal Paşa, büyük kalabalık eşliğinde yürüyerek annesinin defnedildiği Ferik Osman Paşa Camii’ne gitmiştir. Gazi camiye yaklaştığında çok güzel sesli bir müezzin tarafından minareden sala verilmiştir.

Mustafa Kemal Paşa Annesinin Mezarı Başında (Karşıyaka – 27 Ocak 1923)

Mustafa Kemal Paşa Karşıyaka’da Osman Paşa Camii avlusundaki anasının mezarı başında büyük bir huşu ve sessizlik içinde bir süre hareketsiz durmuş, daha sonra annesinin ruhuna fatiha okumuştur.

Küçük bir çocuğun okuduğu mersiyeden (ağıttan) çok etkilenen Mustafa Kemal Paşa, orada bulunanlara hitaben şu konuşmayı yapmıştır;

“Annem ölmüş, bu hazin hakikat karşısında benim için teselliyi mucip bir nokta var; kurtuluşu, hepimiz için, bütün Millet için bir gaye-i emel ifade eden bu güzel İzmir’in mukaddes topraklarında gömüImüş olması…




Arkadaşlar; tabiatın en tabii, bir kanunu olan ölümün bazen pek hazin tecellileri vardır, İzmir’in şu güzel topraklarına gömülen zavallı annem, zulmün, cebrin, velhasıl koca bir Milleti uçuruma götüren keyfi saltanatın kurbanı oldu. Bunu izah için, müsaade buyurursanız, ıstıraplı hayatının bariz birkaç hattını işaret edeyim:

Abdülhamid devrinde mektep erkan-ı harb yüzbaşısı (kurmay subay) olarak çıkağım esnada siyasetle uğraşmak suçu ile, bir gece, beni tevkif ettiler, zindana attılar, o vakit annem Selanik’teydi. Aylarca süren bu zindan hayatından kendisini haberdar etmemiştim. Fakat O, nasılsa, haber almış, İstanbul’a gelmişti. Beni vapurla sürgüne gönderirlerken Sirkeci rıhtımında ağlıyordu. Menfa, hayatım, annemin mevcudiyetinde bir saika tesiri yapmıştı; sürgünde geçirdiğim yıllar, benden ziyade O’na ıstırap vermişti.

Bir nokta daha; Anadolu’ya geçtiğim zaman yanımda bir adamım vardı. Erzurum’a geldikten sonra bir icap üzerine, bu adamı İstanbul’a iade ettim. Annem onun yalnız olarak geri gönderildiğini görünce, halife ve padişah tarafından hakkımda verilen idam kararının yerine getirilmiş olduğuna zahip olmuş, bu zehap onu felce uğratmıştı. Ondan sonra 3,5 senelik hayatı, elem, ıstırap ve korku içinde geçti.




İkamet ettiği ev sık sık hükümet tarafından taharri ediliyor, padişah ve halifenin türlü türlü izacatına maruz kalıyordu; bu elem senelerinde döktügü gözyaşları, O’na gözlerini de kaybettirdi.

Pek az bir zaman evel valideme kavuşmuştum; ama  O, adeta maddilikten tecerrüt etmiş, manen yaşıyor gibiydi. İşte bugün gözlerim yaşlı, fakat kalbim müsterih olarak, mezarının önünde bulunuyorum.

Şüphesiz müteessirim; ‘fakat O’nu, hatta hepimizin büyük ve müşfik annesi vatan mahv ve harabiye götüren keyfi saltanat artık bir daha avdet etmemek üzere mezar-ı ademe gömülmüştür. Varsın, annem bu toprakların altında yatsın; fakat Milli Hakimiyet ilelebet payidar olsun… Bu hakimiyet, ilelebet devam edecektir. Bu, beni teselli eden en büyük kuvettir.

Arkadaşlar; ben hem annemin önünde, hem de Allah’ın huzurunda ahd ve peyman ediyorum; bundan sonra hayatta en büyük idealim, bu kadar kan dökerek kazandığımız milli hakimiyetimizi muhafaza ve müdafaa etmek olacaktır ; buna ölünceye kadar çalışacağım,’’

GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


Sizin Tepkiniz Nedir?

ÇOK SEVDİM ÇOK SEVDİM
2
ÇOK SEVDİM
BEĞENDİM BEĞENDİM
2
BEĞENDİM
BĞENMEDİM BĞENMEDİM
1
BĞENMEDİM
SİNİR BOZUCU SİNİR BOZUCU
0
SİNİR BOZUCU

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı