ATATÜRK BİR GÜN YENİDEN KEŞFEDİLECEK

Prof. Dr. Kemal Arı Yazıları Atatürkçü Medya’da…


ATATÜRK BİR GÜN YENİDEN KEŞFEDİLECEK

Evet, Atatürk bir gün yeniden keşfedilecek…

Bu sözü, gelişigüzel söylemiş olmak için değil; inandığım; hatta bunun kesinlikle böyle olacağını bildiğim için söylüyorum…

Hatta daha da ileri gideyim:

Atatürk bir gün, yeniden keşfedilmek zorunda…

Ve asıl inanması güç olan gerçek de şu:

Atatürk’ü yalnız Türkler değil; bütün İslam Dünyası ve hatta bütün ezilen uluslar yeniden keşfetmek zorunda…

Belki bunu biz göremeyeceğiz ama günü geldiğinde bunu insanlık yaşayacak…

Geleceğe ilişkin somut veriler ortaya koyamayız; kahin değiliz çünkü. Ancak bulunduğumuz, içinde yaşadığımız çağın yaşananlarından, verilerinden hareket ederek; kimi net, açık saptamalar yapabiliriz.

Niçin böyle?

Bulunduğumuz coğrafyaya bakalım. Bulunduğumuz kültür coğrafyasında, kör topal haliyle; tek bir demokratik düzen varsa, o da Türkiye’dedir. Elbette ne ölçüde bu demokrasinin alt yapısının, onu oluşturan temel özün kemirildiğini; yıpratıldığını da belirterek, bu saptamayı yapıyorum. Ancak çevremizdeki ülkelere baktığımız zaman; bugün bizim kimi olumsuzluklara karşı direnç içinde olan ulusçu kimliğimize ulaşabilmeleri için, belki de yüzyıllar geçmesi gerekiyor. Hala kabile düzeyinde yaşayan; dinsel-mezhepsel; etnik bölünmelerin pençesinde, dışarıdan gelen yönlendirme ve baskıların pençesinde; dünyanın en geri kalmış siyasal-toplumsal düzenini oluşturuyorlar.

Türkiye’ye gelince:

Türkiye miras yiyen sorumsuz oğlan gibi; bu zamana değin demokrasi; yurttaşlık bilinci; ulusçuluk düzeyi adına ne varsa hovardaca yemekle zaman yitiriyor.

Yine bakalım coğrafyamıza: Bu coğrafya, dünyanın en eski uygarlıkların beşiği olmuş. Büyük uygarlıklar bu coğrafyada ortaya çıkmış. Bilim, uzun yüzyıllar boyunca bu coğrafyada temsil edilmiş.

Örneğin, Avrupa ortaçağında insanlık karanlığın pençesinde kıvranırken; içinde bulunduğumuz bu coğrafya büyük bilim insanları yetiştirmiş.

Onca gelişmeye karşın, nasıl olmuş da onca uygarlık kazanımlarına karşın; bugün gelişmemiş toplumsal, ekonomik ve kültürel düzeyleriyle olumsuz bir görüntü ortaya koyuyorlar?

Nedeni şu:

13. Yüzyıl’da özellikle İslam coğrafyası, o zamana dek, büyük bilimsel atılımlar yaparken; bir anda beklenmedik bir “akıl tutulması” yaşamış da ondan…

Bu akıl tutulmasına yol açan şey ne:

13. Yüzyıl’da başta İmam-ı Gazali olmak üzere; dönemin felsefeye karşı duran kimi fakihleri tarafından verilen meşhur fetva:

“İçtihat kapısı kapanmıştır!”…

İşte bu kural, aklın ve bilimsel düşüncenin önünü kapamıştır. Batı dünyası, Ortaçağ’dan çıkıp Rönesans’a yönelirken; ondan çok daha büyük bilimsel atılımlar yapabilecek bilimsel alt yapısı olan doğu dünyası; sırf bu fetva yüzünden, akılcı ve bilimsel gelişmelerine kapılarını kapayıvermiş. Bu akıl tutulmasıyla; bilim ve akıl adına ne varsa kapı dışarı edilmiş…

Ne zamana kadar?

Ta ki Atatürk, önce emperyalizme karşı ulusunu örgütleyerek; bir bağımsızlık savaşı vermesi ve ondan büyük bir zaferle çıkmasının ardından; ulusuna çağdaş uygarlık düzeyini gösterip; “Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir, fendir. Bunun dışında mürşit aramak gaflettir, dalalettir, cehalettir” diyene kadar…

Bu dönemde; Atatürk’ün önderliğinde bilimin kapıları sonuna kadar açılmış ve o açılan kapıdan, bilimin gür ışıkları Türk yurdunun üzerine serpilerek; karanlıkları dağıtmaya başlamıştır.

Ancak ne yazık ki hiçbir şey yok ki yanında olumsuzlukları da getirmemiş olsun! Doğanın yasası bu; bir tez, derhal anti tezini; bir atılım, derhal karşı atılımı yanı başında getiriveriyor… Türkiye Atatürk önderliğinde bir ilerici devrim yaşarken; derinden derine bir karşı devrimin tohumları da ne yazık ki serpilmeye; gün ışığına çıkmaya başlamıştır. Ne zaman ki Atatürk ölmüş; devrimin geldiği düzeyden geriye gidişler; karşı ataklar kendini göstermiştir.

İşte bu bir akıl tutulmasıdır.

Yalnız bir gerçek var:

Bir karanlık düşünelim. Bu karanlığın üzerine bir parça ışık düşsün de o; eski koyu durumunu sürdürebilsin.

Mümkün mü?

İslam dünyasına gelince: Aynı fetvanın etkisiyle, onlar da bulundukları gelişmişlik düzeyinden geriye gittiler. Ve bugünkü noktaya gelmiş oldular.

Bugün emperyalizmin pençesi altında kıvranan; tepesine sürekli bombalar yağan bir Ortadoğu’dan söz ediyoruz. Bir “Ulus” bilinci yaratılamadığı için de; emperyalizme bir bütünlük içinde karşı koyma istenç ve çabasından oldukça uzaklar…

Ancak bunun sonsuza kadar böyle gideceğini kimse ileri süremez.

Günü geldiğinde; birileri çıkıp, “Artık yeter, açalım şu içtihat kapısını, aklımızı kullanalım, adam olalım!” demeyecek mi?

Elbette diyecek.

Bu denildiğinde inanın dostlarım; bu adımlar atılmaya başlandığında; gözler derhal geçmişe çevrilecek ve o zaman; Atatürk’ün Türkiye’de gerçekleştirdiği büyük devrimsel dönüşüme bakıp; şunu söyleyecekler:

Dediği an; bilin ki, derhal gözler geçmişe dönecek ve şunlar mırıldanacak:

“İyi ama, bizim yapmak istediğimizi içimizden biri zaten yapmış:

Atatürk…

Ancak, biz onu anlamamışız”

Emin olun; o zaman Atatürk, yeniden keşfedilecek. Onun yaptıkları ve başardıkları; bu kez yalnız Türkiye’nin değil; bütün ezilen Ortadoğu’nun esin kaynağı olacak…

Prof. Dr. Kemal Arı Yazıları Atatürkçü Medya’da…


Prof. Dr. Kemal Arı
Akademisyen

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı