Atatürk’te Türklük Şuuru ve Düşüncesi

Atatürkçü Düşüncenin Temeli Türkçülüktür! Türklük Şuurunu Bünyesinde Barındırmayan (Sözde) Atatürkçü Beyinler, Temeli Olmayan Bir Binaya Benzer ve Her An Çökmeye Hazırdır...


4009
905 Paylaşım, 4009 Beğeni

Atatürk’te Türklük Şuuru ve Düşüncesi

Bilindiği gibi, Mustafa Kemal Osmanlı devletinin çökmeye başladığı bir devirde ve bu çöküntünün en şiddetli olarak hissedildiği bir yerde. Balkan şehirlerinden biri olan Selanik’te 1881 yılında doğmuştur.

Selanik, devrin en kozmopolit şehirlerinden biri olup Türk, Yunan, Bulgar, Sırp, Arnavut, Yahudi, Ermeni gibi çeşitli milletlerin , ırkların , Müslümanlık, Hıristiyanlık, Musevilik gibi dinlerin ve mezheplerin, ecnebilere ait konsoloslukların, ticarethanelerin ve ticari kumpanyaların bulunduğu, mücadele ettiği ve her türlü menfaatin çalıştığı bir yer idi.

Mustafa Kemal daha çocuk iken bu çökşün ızdırabını, Türk milletinin içinde bulunduğu vaziyeti hissetmiş ve görmüştür.

Harp okulunu bitirip Subay olduktan sonra ise, özellikle Balkan ve 1. Dünya Harpleri esnasında Makedonya’da, Arabistan’da, Anadolu’da imparatorluğun yıkılışına şahit olmuştur.

İşte bu hadiseler içinde bizzat bulunan Mustafa Kemal’de milliyetçilik fikri, Türklük şuuru bu devirde doğmuş ve gelişmiştir.

Bu şuurun Mustafa Kemal’de ortaya çıkmasında milliyetçiliğin 19. ve 20. yüzyılda hakim ideoloji haline gelmesinin de büyük rolü olmuştur. Zira çağ, milletler ve milliyetçilik çağı idi.

Mustafa Kemal, kendisinde evvela reaksiyon sonra düşünce ve nihayet 1919’dan itibaren şuur hareket olarak ortaya çıkan Türkçülüğü veya milliyetçiliği Osmanlı imparatorluğunun belirsiz sınırları yani coğrafyası kozmopolit toplumu dahilinde değil, fakat Misak-ı Milli sınırları ve sadece bu sınırlar içinde kalan Türk toplumunda uygulama safhasına geçirmek istemiştir.

Nitekim 1919 yılında Mustafa Kemal’in bütün gayretleri kendisinde yeni şekliyle var olan Türklük şuuru ve düşüncesine maddi ve manevi zeminler arama istikametinde olmuştur.

Bunun sonucu, Mustafa Kemal her şeyden önce Türklük şuuruna coğrafyayı zemin yani temel yaptı.

O, coğrafyayı mukaddes vatan ve maddi kaynağın esası kabul ediyordu.

Artık, milli enerjinin nerede harcanacağı milletin nerede yaşayacağı belli edilmiştir. Böylece imparatorluktan vatana milli coğrafyaya geçiliyordu.

Türklüğün (milliyetçiliğin) ikinci temelini ise beşeri temel teşkil edecekti ki bu da Türk milletinden başkası değildi.

Üçüncü temeli oluşturan milli kültür idi.

Nihayet milliyetçilik şuurunun dördüncü ve manevi zemini olarak islamiyet kabul edilmiştir.

İşte Mustafa Kemal’de mevcut olan Türklük şuurunun temel ve vazgeçilmez unsurları coğrayfya {vatan), Türk milleti, milli kültür ve dindir.

Atatürk, bu dört unsuru bütün olarak kabul etmeyen veya ihmal eden, Pantürkizm, Panislamizm, Panottomallizm gibi fikirlere rağbet etmemiştir.

Bunları, milli enerjiyi milli vatan için harcamayan, gözleri veya merkezi Türkiye ve Türk milleti dışında olan ideolojiler olarak telaki etmiş, Anadolu ve Türk milleti için zararlı görmüştür.

Bu itibarla, Atatürk’ün Türklük şuur ve düşüncesinde hayalciliğe beynelmilelciliğe velhasıl vatanı, milleti, milli kültürü ve dini reddeden ideolojilere yer yoktur.

Atatürk’teki Türklük şuuru daha ziyade, kültürden kaynaklanmıştır.

Bu haliyle Türk tarihinde müspet ve müstesna bir milliyetçilik anlayışının başlatılmış olduğunu söyleyebiliriz.

O, Osmanlı sentezinden doğan ve Osmanlının damgasını taşıyan mimariden, şiire kadar bütün kültür unsurlarını Türklüğün eseri olarak kabul eden geniş bir Türk lük şuuruna sahiptir.

Bu haliyle Atatürk’teki Türklük şuuruna Ziya Gökalp, Yahya Kemal, Mehmet Akif’in sentezidir diyebiliriz…

Böylece Tanzimat’tan beri arayış içinde olan., aradığını bir türlü bulamayan Türk aydını nihayet Atatürk’le yeni bir senteze ulaşmıştır.

Bu sentezin adı milliyetçiliktir.

Bu sentezin içinde Ziya Gökalp’in milli kültüre dayanan Türklüğü, Yahya Kemal’in coğrafyaya dayanan tarih şuuru, Mehmet Akif’in Türklüğü ve milleti dışlamayan din şuuru yer almıştır.

İlk belirtileri Tanzimat devrine kadar uzanan bu milliyetçilik anlayışı her zaman savunmaya dönük olmuştur.

Bunun hedefi milli varlığı milli coğrafyayı savunmak, korumak ve yaşatmaktı, şovenizmle hiç bir alakası yok idi.

Dolayısıyla müspet bir milliyetçilik anlayışı olduğunu söyleyebiliriz.

Bu tür modern ve müspet milliyetçilikten doğan milli şuur 1919 tarihinde Türk milletini ve coğrafyasını vatanını müdafaa ve muhafaza etmek aksiyona (harekete) dönüşerek milli mücadele ile yeni bir devlete ve millete ulaşmıştır.

1923’den sonra ise Türkiye ve Türk devleti bu tür milliyetçiliği benimseyen nesillerin eline geçmiştir.

Cumhuriyetin bu ilk nesli 1923-1930 arası büyük inkılaplarla birlikte arayış ve bocalama devrine girmiştir.

Bu karmaşadan yine Atatürk’ün Türkçülük ve milliyetçilik şuuru sayesinde kurtulunmuştur.

Bundan sonraki yıllarda, Atatürk’teki milliyetçilik şuurunun ufukları değişmiş ve genişlemiştir.

Bunu anlamak için onun 1933’te söylediği aşağıdaki sözlerin muhtevasına ve verdiği mesaja çok iyi dikkat etmek gerekmektedir.

“Cumhuriyetin 10. Yıldönümü dolayısıyla 29 Ekim 1933’de Çankaya’da bir sembolik anma günü yapılıyor. Halkın her kesiminden çeşitli insanlar davet ediliyor. Esnaf, münevver çeşitli meslek mensupları. Atatürk onlarla oturuyor bir akşamı beraber geçiriyor ve o toplantıda herkes istediği soruyu Atatürk’e soruyor. O sorulardan bir tanesini de Doktor Zeki Bey isminde birisi yöneltiyor. Çeşitli sorular soruyor, kıyafet inkılabı ile ilgili, öteki inkilaplarla ilgili onları cevaplandırdıktan sonra bu bizim mevzumuza geliyor. Diyor ki o Doktor Zeki Bey, “Bir de milletlerin babadan oğula sıçrayan uzun vadeli idealleri vardır. Siz. bize böyle bir ideal aşılamadınız.” Atatürk’e söylüyor herkesin huzurunda. ‘’Yahut ben bilmiyorum, bunu bize açıklarmısınız?,  Gazi Hazretleri’’ diyor…

Doktor Zeki Beyin bu sorusu üzerine Atatürk heyetin önünde, halkın önünde şu kısa konuşmayı yapıyor;

“Bu nokta çok önemlidir fakat bunlar konuşulmaz yaşanır, nasıl bakarken gözlerimizin farkında değilsek, ülkü de bütün davranışlarımızda farkında olmadan yaşar; hareketlerimizi, düşüncelerimizi etkiler fakat konuşulmaz. Ben Devlet Başkanıyım. sorumluluklarım vardır, bu sorumluluk altında ben konuşamam. Zaten ülküler konuşulan şeyler değil ki. Bu konuyu genç arkadaşımla ayrıca konuşacağım” diyor ve yerinden kalkıyor, bu genç doktoru elinden tutup başka bir odaya götürüyor ve odada aralarında şu konuşma geçiyor;

Atatürk soruyor,

‘’Benim başımın üzerindeki haritayı görüyor musun?”

Genç doktor –

“Evet Paşam”

Atatürk;

“O haritada Türkiye’nin üzerine abanmış bir blok var onu da görüyor musunuz?’’

Genç Doktor –

“Evet. görüyorum Paşa Hazretleri”

Ve Atatürk devam eder ;

“Hah işte o ağırlık benim omuzlarımın üstündedir. Omuzlarımın üstünde olduğu için ben konuşmam, düşün bir kere Osmanlı imparatorluğu’na ne oldu? Avusturya -Macaristan imparatorluğu ne oldu? Dünyayı ürküten Almanya’dan bugün ne kaldı.? Demek hiçhir şey sürgit değildir. Bugün ölümsüz gibi görünen nice düşlerden, ilerde belki pek az bir şey kalacaktır. Devletler ve milletler hu idrakin içinde olmalıdırlar. Bugün Sovyet Rusya dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir bu dostluğa ihtiyacımız vardır fakat yarın ne olacağını hiç kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı imparatorluğu gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşır. O zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostlumuzun idaresinde dil bir, inanç bir, öz bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü beklemekle olmaz, hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak, dil bir küprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür. Bugün biz bu kitlelerden dil bakımından, gelenek – görenek tarih bakımından ayrılmış çok uzak düşmüşüz. Bizim bulunduğumuz yer mi doğru,  onların ki mi? Bunun hesabını yapmakta da fayda yoktur. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz, bizim onlara yaklaşmamız gerekli tarih bağı kurmamız lazım, Foklör bağı kurmamız lazımdır. Bunları kim yapacak? Elbette biz!.. İşte görüyorsunuz dil encümenleri, tarih encümenleri (Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu) kuruluyor. Dilimizi onun diline yaklaştırmaya ve böylece birbirimizi daha kolay anlar hale gelmeye çalışıyoruz. Tarihimizi ona yaklaştırmaya çalışıyoruz. Ortak bir mazi yaratmak peşindeyiz. Bunlar açıktan yapılmaz, adı konularak yapılmaz, bunlar devletlerin ve milletlerin düşünceleridir. İşitiyorum, benim dil ile tarih ile uğraştığımı gören bazı kısa düşünceli vatandaşlar, Paşa’nın işi yok, dille, tarihle uğraşmaya başladı diyorlarmış… Benim işim başımdan aşkın… Ben bugün ileri bir Türkiye kurmaya ne kadar çalışıyorsam, yarının Türkiye’sinin temellerini atmaya da o kadar dikkat ediyorum. Bu yaptıklarımız hiçbir millete düşmanlık değildir. Barıştan yanayız. Barıştan yana kalacağız. Ama durmadan değişen dünyada yarının muhtemel dengeleri için hazır olacağız. Bunları akıllı bir genç olduğun için sana gizlice söylüyorum, sen bil, kimseye söylemeden böyle davran, çevrenin de böyle davranması için gerekeni yap. İşte senin sorunun cevabını böylece vermiş oluyorum” diyor Büyük Atatürk!..

Mustafa Kemal Osmanlı imparatorluğunun mevcut sosyal etnik, siyasi, iktisadi ve kültürel yapısı içinde Türk’e ait olan hemen hemen her şeyin çöktüğünü veya çökertilmeye çalışıldığını görmüştür.

Öbür taraftan Rum’a, Bulgar’a Sırp’a Batı’ya hatta Arnavut’a ve Arap’a ait olanın gayri Türk aydınlar tarafından şuurlu ve kasıtlı bir şekilde ön plana çıkarılmaya başladığını müşahede etmiştir.

Gerçekten Osmanlıyım diyen ve hukuken Osmanlı olan herkes fiiliyatta Osmanlıyı yıkmaya çalışmıştır, yani Rum Rumluğunu, Bulgar Bulgarlığını, Ermeni Ermenililiğini hatta Müslüman olan Araplar Araplığını yapmışlar.

Batı’nın emperyalist güçleri olan İngiltere, Rusya, Fransa gibi devletler ise gayr-i Türk unsurları Türk devletine ve milletine karşı desteklemeyi politikalarının esası haline getirmişlerdir.

İnsanlar kendi iradeleri dışında bir millete mensup olarak doğarlar, milletimizi seçme hakkımız yoktur. Tıpkı anne ve babamızı seçme hakkımız olmadığı gibi. Fakat insan kendi iradesiyle, aklıyla, fikriyle milliyetçi olur.

İşin içine akıl, irade. şuur girince iş zorlaşmaktadır. Demek ki kendiliğinden milliyetçi olunmuyor, aklı, ilmi, iradi faaliyet lazımdır.

Bu yüzden milliyetçi olan ve bu şuura sahip her Türk Atatürkçü sayılmalıdır…


0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sizin Tepkiniz Nedir?

hate hate
0
hate
confused confused
0
confused
fail fail
0
fail
fun fun
0
fun
geeky geeky
0
geeky
love love
1
love
lol lol
0
lol
omg omg
0
omg
win win
0
win
Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı