Atatürk’ün Batılılaşma Hakkındaki Düşünceleri ve Bu Yöndeki Uygulamaları

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra Batılılaşma reformlarını güçlü bir kararlılık ve iradeyle uygulamaya koymuş, Türk milletini çağdaş bir toplum yapmaya, Türkiye’yi batının bir parçası olarak, medeni milletler ailesine katmaya azmetmişti.


2825
13.3k Paylaşım, 2825 Beğeni

Atatürk’ün Batılılaşma Hakkındaki Düşünceleri ve Bu Yöndeki Uygulamaları

Osmanlı son dönem aydınlarının etkisinin yanında, Mustafa Kemal Atatürk’ün batılılaşma konusundaki düşüncelerinde Ziya Gökalp’in ayrı bir yeri ve önemi vardır. Ziya Gökalp her ne kadar hars-medeniyet ayrımı yapmış olsa da ateşli bir batıcı olduğu aşikardır. Gökalp 1922’de Yeni Gün gazetesindeki makalelerinde Batı medeniyetini kabule mecbur olduğumuzu belirterek şöyle diyordu:

“Kabul etmediğimiz takdirde Garp devletlerinin esiri olacağız. Garp Medeniyetine hakim olmak yahut garp devletlerine mahkum olmak, bu iki şıktan birini kabul mecburiyetindeyiz. Bugün artık şu hakikat anlaşılmıştı: Avrupa’ya karşı hürriyetimizi ve istiklalimizi müdafaa edebilmek için Avrupa Medeniyetini iğtinam etmemiz lazımdır. Avrupa medeniyeti müspet ilimlerden ve sınai tekniklerden, içtimaî teşkilatlardan ibarettir.”

Mustafa Kemal’in 1924 Şubatında söylediği şu sözler onun batı medeniyeti hakkındaki stratejisini açıklar:

“Medeniyete girmek arzu edip de Garp’a teveccüh etmemiş devlet hangisidir.?”

Bu inançla Mustafa Kemal, Batı emperyalizmine karşı verdiği mücadelenin ardından çağdaş uygarlığa sahip çıkma yolunda batı bilimine, batı düşüncesine yönelmekte sakınca görmemiştir. “Zira batı medeniyetinin temelini, bilime gelişme imkanı veren “rasyonel düşünce” ile bilim zihniyeti, bilimin pratik hayata uygulanmasından meydana gelen ve insanoğlunu tabiata hakim olmak ve onu ekonomik refahını sağlamak imkanını veren “teknoloji”, her türlü medeniyetin yaratıcısı olan insanın temel hak ve hürriyetlerini güvence altına alan “ hukuk anlayışı” ve insan mutluluğunu sağlayan özgürlüğe dayalı “rasyonel devlet yönetimi” oluşturmaktadır”.




Öte yandan, Batı uygarlığı terimini kullandığı zaman Atatürk “Batı”yı basit bir coğrafya terimi olarak görmemiştir. Onun uygarlık dediği, çoğu zaman da ‘’muasır medeniyet’’ diye nitelendirdiği, binlerce yıl süren gelişmeler sonunda insan aklının, bilim ve teknolojisinin katkısı ile ortaya çıkan, bütün insanlığın eseri ve malı olan uygarlıktır.

Mustafa Kemal Atatürk için çağdaş Türkiye’ye ulaşmada üç önemli aşamanın geçilmesi gerekiyordu.

Öncelikle işgal altındaki Anadolu’nun işgalden kurtarılıp, emperyalist güçlerin ülkeden kovulması, ikinci olarak Türk toplumunu bu duruma düşüren Osmanlı devleti ve kurumlarının tasfiyesi, son olarak da bu kurumların yerine çağdaş devlet ve kurumlarının tesisi.

O ilk hedefini gerçekleştirdikten sonra, asıl ve en önemli hedefini gerçekleştirmek üzere harekete geçti. Belki de en zor olanı buydu. Zira bu hedefinde o bir çok engellerle karşılaşacaktır. Ancak her şeye rağmen O modern Türkiye’yi kurmanın temel dinamiğinin “batılılaşma” olduğuna inanmıştı.

Fransız yazar Maurice Pernot’ya verdiği demecinde bu hususu şöyle dile getirmişti:

“Memleketimizi asrîleştirmek istiyoruz. Bütün mesaimiz Türkiye’de asrî, binaenaleyh garbî bir hükümet vücuda getirmektir.’’ Ayrıca Osmanlı devletinin gerilemesinin sebepleri arasında bilhassa batı ile ilişkilerin kesilmiş olmasını da önemle vurgular:

“Memleketler muhteliftir, fakat medeniyet birdir ve bir milletin terakkisi için de bu yegane medeniyete iştirak etmesi lazımdır. Osmanlı imparatorluğu’nun sükutu, garba karşı elde ettiği muzafferiyetlerden çok mağruru olarak, kendisini Avrupa milletlerine bağlayan rabıtaları kestiği gün başlamıştır. Bu bir hata idi bunu tekrar etmeyeceğiz… Türklerin asırlardan beri takibettiği hareket, devamlı bir istikameti muhafaza etti. Biz daima şarktan garba doğru yürüdük.”




Şu husus da önemle vurgulanmalıdır ki Atatürk’ün gerçekleştirdiği çağdaşlaşma atılımı, bir batı taklitçiliği ve Avrupa’ya benzeme özentisi değildir. Onun bir yabancı gazetecinin “Garplıların nelerini milletiniz için almak istersiniz?’’ sorusuna verdiği cevap buna güzel bir örnektir: “ Biz garp medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz”

Atatürk tarafından 1935 yılında Türk Tarih Kurumu başkanlığına getirilen Hasan Cemil Çambel, Batılılaşma strateji ile ilgili olarak “Biz garplılığı ve garp kültürünü hap gibi yutmak istemiyoruz” dedikten sonra parolanın garplılaşmak olduğunu fakat bunun anlamının Türklüğü ruhumuzdan söküp atarak, garplılıkta erimek, şahsiyetimizi, benliğimizi kaybetmek olmadığını, aksine garplılar ne yaptılarsa ayniyle onu yapmak, nasıl yaptılarsa öyle yapmak, taklitçi olmamak, yaratıcı olmak, kendimiz olmak istediğimizi vurgulayarak bu konudaki düşüncelerini şöyle özetler:

“Garplılaşmak demek, içimizdeki o her şeyi kötürüm eden “menfi köhne Şark’ı” öldürmek ve Ortaçağa has dünya görüşünü, ve o ortaçağa has hayat sistemini yıkmak, ilimde ve sanatta bütün eski ve yeni prejüjelerden, düne ve bugüne ait her türlü fikir ve ruh esirliğinden kurtulmak, tabiatı, hayatın, ilimlerin ve sanatların kafaları ve vicdanları ihtilale veren mukaddes ateşini tutuşturmak demektir “




Batılılaşmanın bir başka yönü de medeniyet-kültür tartışmalarıdır.

Bu konuda Atatürk, fikirlerimin babası dediği Ziya Gökalp’ın “ Hars ve medeniyet” ayrımına karşı Batı’yı topyekun kabul etmekten yana olmuştur. Nitekim gerçekleştirilen devrimler bunun en açık göstergesidir. Ancak Atatürk’ün uygarlığı tek olarak görmesi batıya olan hayranlığı ile açıklanamaz. O, evrensel ve insancıl değerlere, ideal ölçülerle gelişmeye hayrandır. O’nun için Çağdaşlaşma, batının yalnızca tekniğinin alınması değildi.

Batının fikir ve yaşam biçiminin benimsenmesiydi. Taklit değil bütünleşmekti. Batı uygarlığı sistemine dahil olmak, batı memleketleri ailesinin bir uzvu haline gelmek, batı hayat felsefesini önemli ana çizgileriyle benimsemekti.

Yine batılılaşma konsepti içinde önemi yadsınamayacak “akılcılık’’ ve “bilimcilik” ilkelerinin bu strateji içinde ayrı bir yeri ve önemi vardır. Bu iki kavram Atatürk’ün temel hayat felsefesini teşkil eder.

Özellikle şu sözleri akılcılığa verdiği önemi belirtir: “Bizim akıl, mantık, zeka ile hareket etmek şiarımızdır. Bütün hayatımızı dolduran vakalar bu hakikatin delilleridir.’’

Yine Türk inkılabının başarıya ulaşmasında ilim ve fennin yeri ve önemini de Samsunda öğretmenlere hitaben yaptığı konuşmada şu sözleri ile dile getirmiştir:

‘’Dünyada her şey için, medeniyet için hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir.’’  

Onuncu Yıl Nutku’nda da “millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız’’ dedikten sonra sözlerini şöyle sürdürmüştü. “Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolund, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir”

Şüphesiz batılılaşma düşüncesinin hayata geçirilmesinde en önemli etkenlerden birisi de laikliktir. Nitekim Atatürk laiklik fikrini Cumhuriyetin bir ilkesi haline getirmiş, bu ilkenin yerleşmesi için de bir çok inkılap gerçekleştirmiştir.

‘’Devletin resmi dini yoktur, Türk devleti laiktir, devlet idaresinde bütün kanunlar, nizamlar ilmin muasır medeniyete temin ettiği esas ve şekillere, dünya ihtiyaçlarına göre yapılır ve tatbik edilir.’’ diyerek bu konudaki kararlılığını göstermiştir.




Öte yandan Mustafa Kemal Atatürk’ün batılılaşma stratejisinde pozitivist etkiye de değinmek gerekir. Zira Cumhuriyet döneminde 1950’li yılların ortalarına kadar, siyaset öğretisinden bilim anlayışına ve oradan eğitime kadar, hemen her alandaki uygulamalarda Fransız pozitivizminin damgasını görmek mümkündür.

Batılılaşma uygulamalarına gelince; Atatürk döneminde Batılılaşma belli başlı dört alanda uygulanmıştır. Cumhuriyetçilik ilkesinin getirdiği olanaklar içinde sosyo-politik alanda Laiklik, sosyo-ekonomik alanda Devletçilik ve Halkçılık, sosyo-kültürel alanda Devrimler batılılaşmanın uygulama araçları olmuştur.

Sonuç olarak;

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra Batılılaşma reformlarını güçlü bir kararlılık ve iradeyle uygulamaya koymuş, Türk milletini çağdaş bir toplum yapmaya, Türkiye’yi batının bir parçası olarak, medeni milletler ailesine katmaya azmetmişti. Bunu yaparken de çağdaş değerler ve batı medeniyetinin temelleri olarak aklı, bilimi ve laik düşünceyi esas aldı. Bunun sonucu olarak bugün Türkiye, modern, çağdaş ve bölge ülkeleri ile mukayese edilemeyecek bir kalkınmışlık düzeyine sahip olmuştur.


Sizin Tepkiniz Nedir?

ÇOK SEVDİM ÇOK SEVDİM
1
ÇOK SEVDİM
BEĞENDİM BEĞENDİM
1
BEĞENDİM
BĞENMEDİM BĞENMEDİM
0
BĞENMEDİM
SİNİR BOZUCU SİNİR BOZUCU
0
SİNİR BOZUCU
Erkan Bozkurt
Araştırmacı Yazar

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı