NUTUK 37. BÖLÜM

Atatürk'ün Tarihe ve Geleceğe Işık Tutan Ölümsüz Eseri NUTUK Atatürkçü Medya'da


3980
3980 Beğeni

NUTUK 37. BÖLÜM

SAVAŞ CEPHELERİNİN DURUMU

Efendiler, Meclis’in açıldığı ilk günlerde, çeşitli cep helerin ne durumda olduklarını da hep birlikte birdefa daha hatırlayalım :

1- İzmir Yunan Cephesi :

Biliyorsunuz ki, Yunanlılar İzmir’e çıktıkları zaman orada On Yedinci Kolordu Komutanı olarak, karargâhıyla Nadir Paşa bulunuyordu. Kuvvet olarak, Yarbay Hurrem Bey komutasında 56’ncı Tümenin iki alayı vardı. Bu kuvvet özellikle, kolordu komutanının buyruğuyla, savaşa sokulmaksızın, onur kırıcı davranışlar altında, Yunanlılara teslim edilmiştir, Bu tümenin bir alayı (172’nci Alay) Ayvalık’ta bulunuyordu. Komutanı Yarbay Ali Bey idi (Afyonkarahisar Milletvekili Albay Ali Bey).

Yunan ordusu işgal bölgesini genişletirken Ayvalık’a da asker çıkardı. Ali Bey, bu Yunan kuvvetine karşı 28 Mayıs 1919’da savaşa girişti. Bugüne değin Yunan birlikleri hiçbir yerde ateşle karşılaşmamıştı. Tam tersine, kimi kent ve kasabalar halkı korkutulmuş ve İstanbul Hükümetinin buyruklarına uyarak, büyük görevliler başta olmak üzere, Yunan birliklerini özel kurullarla karşılamışlardı. Ali Bey’in, Ayvalık bölgesinde savaş cephesi kurması üzerine, yavaş yavaş Soma’da, Akhisar’da, Salihli’de ulusal cepheler kurulmaya başlamıştı.

5 Haziran 1919’dan başlayarak Albay Kâzım Bey (Meclis Başkanı Kâzım Paşa Hazretleri), Balıkesir’deki 61’inci Tümenin komutasını vekil olarak üzerine almıştı. Daha sonra Ayvalık, Soma, Akhisar kesimlerinden meydana gelen Kuzey Cephesi komutanlığını yapmıştı. Fuat Paşa’nın Batı Cephesi Komutanlığına atanmasından sonra Kâzım Bey’e Kuzey Kolordusu Komutanlığı makam ve yetkisi verildi. Aydın bölgesinde, düşmanın İzmir’e girişinden sonra asker ve halktan kimi yurtseverler, Yunanlılara karşı çıkıyor; halkı yüreklendirmek ve silahlı ulusal örgütler kurmak için çalışıyorlardı. Bu arada, ad ve kılık değiştirerek İzmir’den o bölgeye gitmiş olan Celâl Bey’in (İzmir Milletvekili Celâl Bey) çaba ve özverisi anılmaya değer. 15/16 Haziran 1919 gecesi Ali Bey’in Ayvalık’tan gönderdiği kuvvetler, Bergama’daki Yunan kuvvetlerini bir baskınla ortadan kaldırmışlardı. Bu baskına Balıkesir ve Bandırma’dan gönderilen kuvvetler de bir bölümüyle katılmıştı. Bu olay üzerine Yunanlılar dağınık ve zayıf birliklerini geri çekip toplamak gereğini duydular. Bu arada Nazilli’yi de boşalttılar. Düşman bu nedenle Aydın’da da hazırlıkta bulunurken çevreden toplanan halk kuvvetleri bunları sıkıştırmaya başladı. Yunanlılarla halk arasında sert bir çarpışma oldu. Sonunda Yunanlılar Aydın’ı da boşaltıp çekildiler.

Böylece, 1919 yılı Haziran ortalarında, Aydın Cephesi de kuruldu. Bu bölgede bulunan 57’nci Tümenin Komutanı Albay Mehmet Şefik Bey ve Tümen Topçu Komutanı Binbaşı Hakkı Bey idi; alay komutanlarından Binbaşı Hacı Şükrü Bey ve ulusal kuvvetlerin başında Yörük Ali Efe ile Demirci Mehmet Efe vardı. Sonunda, Demirci Mehmet Efe üstünlük sağlayarak Aydın Cephesi Komutanlığını eline aldı. Daha önce yeri geldiğinde bildirmiştim ki, sonradan oraya gönderdiğim Albay Refet Bey (Refet Paşa) de, Demirci Mehmet Efe’nin komutanlığını kabul eylemiştir.

Efendiler, İzmir’in çeşitli kesimlerinde kurulan ve yavaş yavaş subaylarla ve ordu birlikleriyle güçlendirilmesine çalışılan ulusal cephelerin beslenmeleri doğrudan doğruya o bölge halkınca sağlanıyordu. Bunun için de cephe gerilerinde ulusal örgütler kurulmuştu. Bu ödevin halktan hükümete geçişi, Büyük Millet Meclisi Hükümetinin kuruluşundan sonra sağlanabilmiştir.

2- Güney Fransız Cephesi:

a- Fransız birliklerine karşı, doğrudan doğruya Adana bölgesinde; Mersin, Tarsus, İslâhiye bölgelerinde ve Silifke dolaylarında ulusal kuvvetler kurulmuş ve bunlar çok yiğitçe işe başlamışlardı. Doğu Adana bölgesinde “Tufan Bey” sanı ile eyleme geçen Yüzbaşı Osman Bey’in yiğitlikleri anılmaya değer. Ulusal birlikler, Mersin, Tarsus, Adana şehirlerinin kapılarına dek sokuldular ve buralarda üstünlük sağladılar. Pozantı’da Fransızları kuşattılar ve geri çekilmek zorunda bıraktılar.

b- Maraş’ta, Antep’te, Urfa’da önemli savaşlar ve çarpışmalar oldu. Sonunda işgal kuvvetleri buralardan çekilmek zorunda bırakıldılar. Bu başarıların kazanılmasında başlıca etmen olan Kılıç Ali ve Ali Saip Beylerin adlarını anmayı ödev sayarım.

Fransızların işgal bölgelerinde ve cephelerde ulusal kuvvetler her gün daha sağlam olarak örgütleşiyorlardı. Ulusal kuvvetler ordu birlikleriyle de desteklenmeye başlanmıştı. İşgal kuvvetleri her yönden sıkı ve sert bir biçimde zorlanıyordu.

Baylar, bu durum üzerine Fransızlar, 1920 Mayısından başlayarak bizimle ilişki kurma ve görüşme yollarını aradılar. Önce, Ankara’ya İstanbul’dan bir binbaşı ile bir sivil geldi. Bunlar önce İstanbul’dan Beyrut’a gitmişler. Eski Van Milletvekili Haydar Bey bunlara kılavuzluk ediyordu. Bu buluşma ve görüşmelerimizden işe yarar bir sonuç çıkmadı; ama Mayıs sonlarına doğru Suriye Olağanüstü Komiseri adına hareket eden Bay Düke (Duquest) (de Caix -du Caix?) adında birinin başkanlığında bir Fransız kurulu Ankara’ya geldi. Bu kurulla yirmi günlük bir ateşkes anlaşması yaptık. Bu geçici ateşkes ile biz, Adana bölgesinin boşaltılmasına bir başlangıç hazırlamak amacını güdüyorduk.

Baylar, bu Fransız kurulu ile yaptığım yirmi günlük ateşkes anlaşmasına, Büyük Millet Meclisi’nde kimi üyeler karşı çıktı. Oysa, benim bu anlaşmayı kabul ile sağlamak istediğim noktalar şunlardı:

Önce, Adana bölgesinde ve cephelerinde bulunan ve bir bölüm askerle de desteklenen ulusal kuvvetleri rahatça düzene sokmak istiyordum. Ulusal kuvvetlerin bu ateş kesme sırasında dağılabileceklerini de göz önünde tutarak ateşkes bildirimini yaparken birtakım önlemler alınmasını da buyurdum. Bundan başka, baylar, önemli saydığım siyasal bir kazanç da elde etmek istiyordum. Büyük Millet Meclisi ve Hükümeti İtilâf devletleri’nce elbette daha tanınmamıştı. Tersine, ülke ve ulusun alınyazısıyla ilgili işlerde, İstanbul’daki Ferit Paşa Hükümeti ile ilişkide bulunup işlem yapmakta idiler. Bundan dolayı, Fransızların İstanbul Hükümetini bir yana bırakıp Ankara’da bizimle görüşmeleri ve herhangi bir sorunda anlaşmaları, o gün için sağlanması önemli siyasal bir nokta idi. Bu ateşkes görüşmesinde ulusal sınırımız içinde olup Fransızların elinde bulunan bölgelerin tümünün boşaltılmasını açık ve kesin alarak istedim. Fransız delegeler bu konuda yetki almak üzere Paris’e gitmek zorunda olduklarını ileri sürdüler. Yirmi günlük ateşkes anlaşması bir bakıma daha temelli bir anlaşma yapmak için yetki alınmasına zaman bırakmak gibi sayıldı. Baylar, bu görüşme ve konuşmalardan edindiğim izlenim, Fransızların Adana ve dolaylarını boşaltacakları yolunda idi. Bu düşünce ve inancımı Meclise bildirmiştim. Gerçi Fransızlar, ateşkes anlaşmasının süresi bitmeden Zonguldak’ı işgal etmekle anlaşmanın yalnız Adana bölgesi için olduğunu göstermek istemişlerse de, biz bu davranışı, ateşkes anlaşmasını bozmayı gerektirir saydık. Fransızlarla anlaşmamız bir süre gecikti.

İstanbul Hükümeti’nin TBMM Hükümetiyle Anlaşmak İstemesi

İSTANBUL ANKARA İLE TEMAS ARIYOR VE BU TEMASI NURETTİN PAŞA SAĞLAMAYA ÇALIŞIYOR

Saygıdeğer Baylar, 9 Mayıs 1920 günü Meclis’in gizli oturumunda açıklama yaparken ve Fransız görevlileri ile kurullarının bizimle ilişki ve bağlantı kurma yolu aradıklarını söylerken milletvekillerinden biri, (yanılmıyorsam Çorum Milletvekili rahmetli Fuat Bey) “Birkaç günden beri İstanbul’un bizim ile anlaşmak istediği söyleniyor; bu konuda bilgi verir misiniz?” diye sordu.

Gerçekten, o tarihten dört beş gün önce, İstanbul’da bulunan Leon adında birisi Çanakkale üzerinden telle bizi aramıştı. Ankara’yı bulduktan ve bizim burada bulunduğumuzu anladıktan sonra dediler ki: “Söyleyeceğimiz şeyler çok önemlidir. Onun için konuşmayı geceye bırakalım. Ordu merkezleri de aradan çekilsinler.” O gece görüşmediler; ama, bir iki gece sonra yine aradılar. Bu kez karşımıza çıkan kimse, eski İzmir Valisi Nurettin Paşa imzasıyla bir tel yazdırdı. Bu telde şöyle deniliyordu: “Ben, iki arkadaşımla birlikte, İstanbul’un sizinle anlaşmasına aracılık etmeyi yurda yararlı sayıyorum. Buradaki hükümet ve İngilizler bunu kabul ettiler. Sizin de kabul yanıtınızı bekliyoruz.”

Nurettin Paşa, telini Temsilciler Kurulu (Heyeti Temsiliye) Başkanlığına yazmıştı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ve hükümetinin kurulup çalışmaya başladığını ve Büyük Millet Meclisi’nin varlığını ve yasallığını saptayan Yurt Hainliği Yasasını bilmezlikten geliyordu. Nurettin Paşa’nın telini, Milli Savunma Bakanı Fevzi Paşa Hazretlerine gönderdim. Kendisi Nurettin Paşa’ya karşılık verdi. Bu karşılıkta: “Telinizi Temsilciler Kurulu Başkanlığına çekmekle gerçek durumu daha öğrenememiş olduğunuz anlaşılıyor.” dedi ve durumu açıkladıktan sonra: “İstanbul’daki hangi makam Ankara’da hangi makamla görüşmek istiyor?” diye sordu. Bu tele imzasız olarak gelen yanıtta: “Teli yazan kişiler şimdi burada değildir. Bunu bıraktılar, gittiler: Yarın saat onda size bilgi veririz.” deniliyordu. Bundan sonra Nurettin Paşa, ikinci kez yine başvurdu. Bu kez: “Telgraf yazışmaları ile anlaşamayacağımızdan siz, yetkili bir kurulunuzu İstanbul’a gönderin, görüşelim ve anlaşalım.” diyordu.

Baylar, biz de karşılık olarak dedik ki: “Pek doğrudur, gerçekten telgrafla anlaşamayız; ama siz Mudanya’ya geliniz ve ne zaman gelebileceğinizi de bildiriniz. Bizim yetkilendireceğimiz kişiler de orada bulunur. Bursa’ya da gereken yönerge verildi.” Ondan sonra bir daha başvuran olmadı. Hoca Müfit Efendi (Kırşehir); “Acaba gerçekten Nurettin Paşa mı idi?” diye sordu. Ben de; “Evet gerçekten Nurettin Paşa.” karşılığını verdim.

Baylar, Nurettin Paşa aracılığı ile İstanbul’dan gelen bu isteğin, Anzavur’un Balıkesir bölgesinde yenildiği ve Bolu’da başarı kazanmaya başladığımız günlere rastladığını da belirtmeliyim.

NURETTİN PAŞA ANKARA’DA

Baylar, Nurettin Paşa’dan bir daha telyazısı almadık. Ama kendisi Diyarbakırlı Kâzım Paşa ile birlikte, 1920 yılı Haziranı ortalarında Ankara’ya geldi. Bizimle işbirliği etmeden önce kimi konular üzerinde görüşümüzü anlamak istediğini bildirdi. Bu konular şunlardı;

1. Halifeliğe ve padişahlığa karşı düşünce ve görüşümüz;

2. Bolşeviklik konusundaki görüşümüz;

3. İtilâf devletlerine karşı, özellikle İngilizlere karşı dahi savaşa karar verip vermediğimiz.

Görüşme, Tarım Okulu’ndaki karargâhımızın bir odasında geceleyin yapıldı. Bu görüşmede, Nurettin Paşa ile birlikte gelen Kâzım Paşa’dan başka, Fevzi ve İsmet Paşalar da bulunuyorlardı. Nurettin Paşa, birinci ve ikinci sorulara aldığı yanıtları pek inandırıcı bulmadı. Ama, özellikle üçüncü sorunun yanıtı uzun ve ateşli tartışmalara yol açtı. Çünkü, biz demiştik ki amacımız, ulusal sınırlarımız içinde toprak bütünlüğümüzü ve ulusun tam bağımsızlığını sağlamaktır. Buna engel olmak üzere karşımıza çıkacak kuvvet, kim ve ne olursa olsun hiç duraksamadan çarpışırız ve başarı kazanırız. Bu konudaki karar ve inancımız kesindir. İşte Nurettin Paşa, bir türlü buna inanamıyor ve bunu kabul edemiyordu. Sonunda kendisine dedik ki; “Bu konuda görüşmeyi kabul etmekle yeni inançlar edinmek ve kararlar almak söz konusu değildir. Sen, bugüne değin ulusun, iyice belirmiş, gerçekleşmiş inançlarına uyacaksın!” Ondan sonra, kendisine verebileceğimiz uygun bir görev üzerinde konuşuldu. Kendisinin, “Konya Valisi ve Konya Bölgesi Komutanı” adıyla Yunan cephesinin güneyindeki bölgenin komutanı olmasını uygun gördük. Asıl Batı Cephesi için, komutan olarak, Ali Fuat Paşa’yı 18 Haziran 1920’de görevlendirdik.

Baylar, o günlerde Yunan cephesinde düşmanın hazırlıklarda bulunduğu anlaşıldığından cephenin önemi arttı. Bu yüzden Nurettin Paşa’nın göreve atanmasını sonuçlandırmadan ve kendisini görev yerine göndermeden, ivedilikle Batı Cephesine gitmem gerekti. Nurettin Paşa’yı görevlendirme işleminin bitirilmesini, Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa’ya bıraktım. Gerçekten düşman, bütün cephe üzerinde saldırıya geçmişti. Bizim birliklerimiz çekiliyorlardı. Nurettin Paşa, cephedeki elverişsiz durumu anlayınca İsmet Paşa’ya, görev kabul edebilmek için birtakım koşulları bulunduğunu ve hükümetçe bu konuda karar alınması gerektiğini söylemiş. O koşullara göre hükümet, yurdun yönetiminde ve önemli işlerde temelli ve kesin karar almadan önce Nurettin Paşa’nın düşüncesini sormak ve onayını almak zorunda olacaktır.

Çünkü Büyük Millet Meclisi Hükümeti üyeleri, Tevfik Paşa ve benzeri gibi olgun yaşta denenmiş kişiler olmayıp genç birtakım kimseler imiş. İsmet Paşa, çok yadırgadığı bu düşünce ve öneriyi hemen şifre ile bana bildirdi. Ben de Nurettin Paşa’nın, kendisine görev vermek istediğim zaman söylemediği bu düşünceyi, genel durumda başlayan bunalım üzerine ortaya atmasını anlamlı buldum ve İsmet Paşa’ya verdiğim yanıtta kendisine görev verilmemesini buyurdum. Nurettin Paşa’nın Yunan saldırısı başladıktan iki gün sonra bana gönderdiği bir yazının içindekileri dikkate değer bulmuştum. İsterseniz, bu yazıyı yüce kurulunuza okuyayım:

Ankara İstasyonu, 24 Haziran 1920

Büyük Millet Meclisi Yüksek Başkanlığına

Efendim Hazretleri, Atanmış olduğum komutanlıktan ve valilikten çıkarılışımı ve bunun bildiriliş biçimini onur kırıcı buldum. Bir devlet adamının ileri sürdüğü yurt işleriyle ilgili bir düşünce ve görüşün tartışılmasına değil, dinlenmesine bile istek gösterilmemesini ve küçümsenmesini ve ilgili Büyük Millet Meclisi ile hükümetinin oylarını alıncaya dek bile katlanılıp beklenilmeyerek ya da, belki buna gerek görülmeyerek, iki üç kişi gibi az sayıda üyenin düşünce ve istekleriyle bu yolda işlem yapılmasında sakınca görülmemesini ve sonuç olarak, yurdun, eğer yanılmıyorsam, bu anlayışla yönetilmesini, ulus ve yurt için tehlikeli durumlardan saydığımı bilgilerinize sunmaya izin vermenizi yüksek başkanlığınızdan dilerim.

Bu koşullar içinde, görev almayı sakıncasız ve işbirliği yapmayı yararlı göremediğim için, memleketim olan Bursa’da oturmak üzere ilk tren ile Ankara’dan ayrılacağımı, vedalaşma yerine geçmek üzere bilgilerinize sunarım efendim hazretleri. -Nurettin İbrahim

Baylar benim bu yazıya verdiğim yanıt da şu idi:

25 Haziran 1920

Tuğgeneral Nurettin Paşa’ya

24 Haziran 1920 günlü yüce yazıları yanıtıdır: Söz konusu edilen komutanlık ve valilik görevi, Milli Savunma ve İçişleri Bakanlıklarınca size resmi olarak daha bildirilip verilmemişti. Bundan dolayı ne atanmış ne de ayrılmış değilsiniz. Yalnız, size görev verilmesi tasarlanmış ve bu konuda düşünceniz ve kabul edip etmeyeceğiniz sorulmuştu. Atanmanız daha karara bağlanmadan, düşünce ve inançlarınızdaki kararsızlığın Genelkurmay aracılığı ile öğrenilmesi üzerine, atanmanızdan vazgeçilmesi Bakanlar Kurulunca kararlaştırıldı. Böyle bir karar için, sandığınız gibi, Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna gidileceği, eldeki yasalarımız gereğinden değildir. Bursa’ya gitmenize ve orada oturmanıza gelince, içinde bulunduğunuz askerlik mesleği dolayısıyla bu iş için, yönteme göre, Milli Savunma Bakanlığı yüksek katına başvurmanız gereği bildirilir efendim.

Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal

Nurettin Paşa Bursa’ya değil, ama Taşköprü’ye gitmiş ve uzun süre orada kalmıştır. Bundan sonra da kendisine yeniden birkaç konuda değineceğiz. O konuları da sırasında gereği gibi açıklayacağım.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HÜKÜMETİNİN DIŞ İŞLERİ KONULARINDA VERDİĞİ İLK KARAR:

Baylar, kurulan Büyük Millet Meclisi Hükümetinin, dışişleri ile ilgili ilk kararı, Moskova’ya bir kurul göndermek olmuştur. Kurul, Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey’in başkanlığında idi. İktisat Bakanı Yusuf Kemal Bey üye bulunuyordu.11 Mayıs 1920’de Ankara’dan yola çıkan kurulun temel görevi, Rusya ile ilişki kurmaktı. Rusya’nın hükümetimizle yapacağı antlaşmanın bazı ilkeleri saptanıp 24 Ağustos 1920’de ön imzası yapılmış (parafe edilmiş) olmakla birlikte, durumun gereği olarak uzlaşılamayan kimi noktalardan dolayı antlaşma gecikmiştir. “Moskova Antlaşması” diye anılan devletler arası belge, ancak 16 Mart 1921’de imzalanabilmiştir.

Saygıdeğer baylar, yurt içinde yer yer beliren iç ayaklanmaları izlemekte gecikmeyen Yunanlıların ilk genel saldırısı, gözlerimizi yeniden batıya çevirtecektir.

YUNANLILAR’IN İLK GENEL TAARRUZU

Yunanlılar, 22 Haziran 1920’de Milne (1934 basımında: Milen olarak alınmıştır.) Hattı’ndan genel saldırıya geçtiler. Kuvvetleri altı tümene yükselmiş bulunuyordu. Üç tümen ile iki koldan Akhisar-Soma yönünden; iki tümen ile Salihli yönünden; bir tümen ile de Aydın Cephesinden saldırdılar. Düşmanın kuzey kolu, 30 Haziran 1920’de Balıkesir’e girdi ve süvarileri de 2 Temmuz 1920’de Mustafakemalpaşa ve Karacabey’i işgal etti. Bu düşman karşısında bulunan 61 ve 56’ncı tümenlerimiz, Ulubat (Eski adı: Uluâbat) köprüsünü yıkarak Bursa’ya doğru çekildi. Düşman, birliklerimizi izleyerek Bursa’ya da girdi ve ileri kollarını Dimbos-Aksu kesimine dek sürdü. Bunun karşısındaki kuvvetlerimiz çok sarsıldı. Eskişehir’e dek çekildi. Bu savaşlar sırasında İngilizler, 25 Haziran 1920’de Mudanya’ya ve 2 Temmuz 1920’de de Bandırma’ya birer birlik çıkardılar.

Salihli yönünde doğuya ilerleyen iki Yunan tümeni de 24 Haziranda Alaşehir’e girdi ve daha sonra ilerleyerek 29 Ağustosta Uşak’ı aldı. Dumlupınar sırtları elimizde kalmak üzere bu bölgeye dek ilerledi. Bu düşman karşısında bulunan 23’üncü Tümen ve ulusal kuvvetlerimiz çok sarsıldı ve Aydın’dan ilerleyen bir Yunan kolu da Nazilli’ye dek geldi.

Bu savaşlar sırasında, tümenlerimizin kadro durumunda olduklarını ve daha güçlendirilmelerine olanak bulamadığını biliyorsunuz.

Baylar, ben de, Eskişehir’e ve oradan ileri bölgelere gittim. Gerek orada ve gerek başka bölgelerde bulunan kuvvetlerimizin düzene sokulmasını buyurdum. Yeniden, düşman karşısında, düzenli komutaya bağlı cepheler kurulmasını sağladım.

YUNAN TAARUZU KARŞISINDA MİLLİ CEPHELERİN BOZULMASI ÜZERİNE MECLİS’TE ŞİDDETLİ HÜCUM VE ELEŞTİRİLER

Baylar, Yunan saldırısı ve ulusal cephelerin bozulması, Meclis’te büyük bir bunalım yarattı ve sert sataşmalara ve eleştirilere yol açtı.

Büyük Millet Meclisi’nin 13 Temmuz 1920 günü, kırk birinci toplantısında, suçlarından ve yönetimindeki yetersizliklerinden dolayı Bursa Komutanı Bekir Sami ve Bursa Valisi Hâcim Muhittin Beylerin ve Alaşehir Komutanı Âşir Bey’in niçin mahkemeye verilmediklerini Genelkurmay Başkanlığından ve İçişleri Bakanlığından soran gensoru önergesi okundu.

Bu önergeyi veren, Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Şükrü Bey’di. Sinop Milletvekili Hakkı Hâmi Bey’in de, ivedilikle cezalandırılma konusundaki üstelemesi “Bravo!” sesleriyle karşılanıyordu. Önergeyi veren Mehmet Şükrü Bey’in: “Biz, sorumlu tutulduklarını görmek istiyoruz!” diye bağırması üzerine gensoru kabul ediliyor. Gensoru günü olarak saptanan 14 Ağustos 1920’de, Genelkurmay Başkanı bu soruya karşılık verdi. Ama bir türlü inanılmıyor ve ortalık yatışmıyordu. Karahisar Milletvekili Şükrü Bey soruşturma (anket, enquéte parlementaire) istiyor. Başka bir milletvekili, kimi subay ve komutanların cezalandırılmalarının doğal olduğundan söz ederek birçok örnekler sayıyor. Başka bir konuşmacı, asker geri çekilirken bir komutanın otuz altı deve eşya götürmüş olduğunu söylüyor. Bir başka konuşmacı da Yunan ordusunun kısa bir süre içinde, Akhisar’dan Marmara kıyılarına varıncaya değin bütün kentleri ve köyleri yıldırım çabukluğuyla ele geçirdiğinden söz ederek, Bursa bozgunu dolayısıyla uğramış olduğumuz yitiğin dünya uluslarında “Anadolu’da savunma denilen şeyin bir göz korkuluğu olduğu” yolunda genel bir kanı uyandırdığını belirtiyor ve büyük bozgunun sorumlularının cezalandırılmasını istiyordu.

Baylar, uzun ve ateşli olarak sürüp giden tartışmalara benim de karışmam gerekti. Ortaya çıkan bu acıklı durum üzerine, Meclis’in duyarlığının ve ilgisinin ve çok yerinde olduğunu belirttikten sonra, bu düşünce ve duyarlığı yatıştırmak amacıyla konuştum ve açıklamada bulundum. Benim sözlerim üzerine yapılan ufak tefek sataşmalara da yanıt verdikten sonra genel açıklama yeter görüldü.

Baylar, ayrıntılarını Meclis tutanaklarında okuduğunuz bu ateşli görüşmelerden önce, 26 Temmuz 1920 günü de gizli bir oturumda buna benzer bir görüşme olmuştu. Orada da uzun açıklama yapmak zorunda kalmıştım. Çünkü, üzüntü ve kaygı sonucu olarak yapılmakta olan eleştiri ve önerilerde, bu yenilginin gerçek nedenleri ve etmenleri sanki unutulmuş gibi idi. Bütün bu bozgundan, kurulalı ve iş başına geçeli daha iki ay bile olmayan Bakanlar Kurulunu sorumlu tutmak amacı güdülüyordu. Bir yıldan daha çok bir süreden beri Yunan ordusunun İzmir bölgesinde yerleşmiş olduğu ve durmadan hazırlandığı; buna karşılık, İstanbul Hükümetlerinin ordumuzu boyuna kötürüm edecek nedenler yaratmakla uğraştığı ve ulusun kendiliğinden kurabildiği ulusal kuvvetleri dağıttırmaya ve yok ettirmeye çalışmaktan başka bir şey yapmadığı hiç düşünülmüyordu. Eğer bu bir yıl içinde Yunan kuvvetleri karşısında az çok bir varlık gösterilmiş idi ise, bunun da, beş on özverilinin kendiliklerinden gösterdikleri dayanç ve çabaları ürünü olduğunu insafla göz önünde bulundurmak istemiyorlardı. Askeri eylemleri, gerçek durumu anlayarak ve askerliğin gereklerini göz önünde tutarak düşünen ve inceleyen yoktu. Söylenen sözler, ya yurtseverlik coşkusu ya da yufka yüreklilik dolayısıyla inilti ve çığlık biçiminde ortaya atılıyordu. Söz söyleyenler içinde, pek az olmakla birlikte, ulusal inancı ve yurda bağlılığı kuşkulu olanlar bile vardı.

Söz konusu ettiğimiz bu gizli oturumda, uzun açıklamalarım arasında özellikle demiştim ki: “Bir yıkıma uğramadan önce, onu önleme ve ona karşı savunma önlemle rini düşünmek gerektir. Yıkıma uğradıktan sonra yanıp yakılmanın yararı yoktur. Yunan saldırısının olacağı daha önceden çok belliydi. Eğer, bunu önleyici önlemler alınamamış ise, bunun sorumluluğu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ve onun hükümetine yükletilemez. Büyük Millet Meclisi Hükümetinin sorumluluk yerine geldiğinden bu yana almaya başladığı önlemleri, daha bir yıl öncesinden beri İstanbul Hükümetlerinin bütün ulusla birlikte ve önemle almaya başlaması gerekirdi. Kimi kuvvetlerin cepheden alınıp iç ayaklanmaların bastırılmasında görevlendirilmesi, Yunan kuvvetleri karşısında bulundurulmalarındaki yarardan daha önemli ve zorunlu idi ve yine de öyledir. Gerçi, Bursa’da bırakılması zorunlu olan bir tümen, Adapazarı ayaklanma bölgesine gönderilen iki tümen, Hendek’te dağılan bir tümen, yani dört tümen; Zile, Yenihan bölgesinde ayaklananlarla uğraşan bir tümen ve bütün bu ordu birliklerine yardım eden ulusal birlikler cephede bulundurulabilse idiler, belki düşman saldırısı bu denli gelişemezdi. Ama, ülkenin dirlik ve düzenliği ve ulusun kurtuluş amacında birleşip dayanışması sağlanmadıkça, bir dış düşmanın ilerleyişi ne durdurulabilir ve ne de bundan köklü bir yarar ve sonuç beklenir. Ancak, ülke ve ulus bu dediğim durumda bulunursa, düşmanın herhangi bir zamandaki başarısı ve bunun sonucu olarak daha birçok yerlerin işgali, geçici olmak niteliğinden kurtulamaz. Birlik ve amacında dayanç ve direnç gösteren ulus, kurumlu ve saldırgan her düşmanı, önünde sonunda kurumundan ve saldırganlığından ötürü döğündürebilir. Onun için, iç ayaklanmaları bastırmak; Yunan saldırısını durdurmaktan elbette daha önemlidir. Daha doğrusu, cepheden iç ayaklanmalara karşı kuvvet ayrılmamış olsaydı bile sonucun başka türlü olabileceğini düşünmek güçtür, Örneğin; “Düşman, kuzey cephesine üç tümenle saldırdı. Bizim orada cephe ile orantılı kuvvetimiz yoktu. Filan noktada, filan derede, filan köydeki kuvvetimiz, ya da oradaki subayımız, komutanımız, düşmanın geçmesine engel olsa idi, böyle bir bozguna uğramazdık” diye çığlık koparmak yersizdir. Tarihte yarılmamış ve yarılmayan cephe yoktur. Özellikle, söz konusu olan cephe, savunmaya ayrılan kuvvetle orantılı dar bir cephe olmayıp da böyle yüzlerce kilometre uzunluğunda olursa, bu cephenin şurasında burasında bulunan yetersiz bir kuvvetin savunmayı sürdürüp gideceğini kabul etmek, bütün tasarım ve düşünceleri yanılgıya götürür. Cepheler delinebilir; buna karşı önlem, delinen kesimi hemen kapamaktır. Bu ise cephe üzerindeki kuvvetlerden başka, geride, yedekte, güçlü destekler bulundurmakla olabilir. Oysa, Yunan ordusu karşısındaki ulusal cephemiz bu durumda ve bu güçte mi idi? Bütün batı Anadolu illerimizde, Ankara ve dolaylarında, daha doğrusu bütün yurtta, kuvvet denilecek bir birlik bırakılmış mı idi?

Atatürk’ün Tarihe ve Geleceğe Işık Tutan Ölümsüz Eseri NUTUK Atatürkçü Medya’da


0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sizin Tepkiniz Nedir?

hate hate
0
hate
confused confused
0
confused
fail fail
0
fail
fun fun
0
fun
geeky geeky
0
geeky
love love
0
love
lol lol
0
lol
omg omg
0
omg
win win
0
win

NUTUK 37. BÖLÜM

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı