NUTUK 40. BÖLÜM

Atatürk'ün Tarihe ve Geleceğe Işık Tutan Ölümsüz Eseri NUTUK Atatürkçü Medya'da


3981
3981 Beğeni

NUTUK 40. BÖLÜM

ÇERKEZ ETHEM VE KARDEŞLERİNİN ÇIKARDIĞI DEDİKODULAR

Baylar, her başarısızlığın sonunda, birtakım dedikoduların yayılması beklenmelidir. Gediz Savaşından sonra da, genel durum acıklı bir görünüş alınca, her yerde dedikodu ve haklı haksız eleştiriler başladı.

Kimileri, özellikle Kuvayi Seyyare’ciler, Ethem ve kardeşleri, bütün suçu Cephe Komutanına ve savaşa katılan tümenlere yükleterek, kendilerinin güç durumda bırakılmış oldukları yolunda propaganda yaptırıyorlar ve : “Ordu Komutanı, yanılgılarını kapatmak için suçu bize yüklüyor.” diyorlardı.

Ordu da, Kuvayi Seyyare’nin hiçbir iş yapmadığını, yapmaya da gücü yetmediğini ve savaşta verilen buyruklara uymadığını, her zaman tehlikeden uzak bulunduğunu ileri sürüyor ve tanıtlıyordu.

Baylar, bıraktığım yerden açıklamalarıma başlamak üzere küçük bir olayı burada bilginize sunmama izin vermenizi rica edeceğim. Bilirsiniz ki, Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşu sırasında konulan ilkelere göre, Bakanlar Kurulu adı verilen hükümetin üyeleri doğrudan doğruya ve ayrı ayrı Meclis’çe seçiliyordu. Bu yöntem 4 Kasım 1920’ye değin uygulandı. Bununla ilgili yasa ancak 4 Kasım 1920’de: “Bakanlar, Büyük Millet Meclisi Başkanının Meclis üyelerinden göstereceği adaylar arasından salt çoğunluk ile seçilir.” biçiminde değiştirildi.

MECLİSTE GÖRÜLEN AYKIRI EĞİLİMLER VE NAZIM BEY’İN İÇİŞLERİ BAKANLIĞINA SEÇİLMESİ KARŞISINDA BENİMSEDİĞİM TUTUM

İşte bilginize sunmak istediğim olay, bakanların seçilmesi ile ilgili yasanın değiştirilmesini gerektiren nedenlerden biridir.

Baylar, 4 Eylül 1920’de Tokat Milletvekili bulunan Nâzım Bey, seksen dokuz oya karşı doksan sekiz oy ile Meclis’çe İçişleri Bakanlığına seçildi. Nâzım Bey, dakika geçirmeksizin büyük bir ivedilikle bakanlık makamına gidip işe başladı. Sonra, Bakanlar Kurulunun Başkanı da bulunmam dolayısıyla, beni görmeye geldi.

Ben Nâzım Bey’i kabul etmedim. Yüksek Meclis’çe güvenilen ve seçilen bir bakanı kabul etmemekle yaptığım işlemin niteliğini ve önemini elbette biliyordum. Ama, ülkenin büyük çıkarı beni böyle yapmaya zorluyordu. Elbette, bu davranışımın nedenini açıklayıp tanıtlayacağıma ve açıklamalarımın yüksek Meclis’çe de önemli görüleceğine güveniyordum.

Baylar, Meclis üyeleri arasında, aykırı birtakım ilkelere eğilim gösterenler belirmeye başlamıştı. Bunlardan biri olmak üzere Nâzım Bey ve arkadaşları en çok dikkatimi çekmişti. Nâzım Bey’in, daha Sivas Kongresi sıralarında, kendisinden aldığım yanlış görüşlerle dolu bazı mektuplarından, ne anlayışta ve ne nitelikte olabileceğini anlamıştım. Nâzım Bey, milletvekili olarak Ankara’ya geldikten sonra her gün yeni yeni girişimler yapıyordu. Kurulmaya başlayan her siyasal grup ile ilişki kurma fırsatını kaçırmıyordu.

Nâzım Bey, doğrudan doğruya, ya da bir aracı bularak kimi yabancı çevrelerle ilişki kurabilmiş, bu çevrelerce özendirilmiş ve onlardan yardım sağlamıştı.

Bu kişinin, “Halk İştirakiyun Partisi” (Komünist Parti) diye, temelsiz yalnız çıkar sağlamak amacıyla bir parti kurma ve o partinin başında ulusal olmayan çalışmalar sevdasında bulunduğunu elbette duymuşsunuzdur.

Bu kişinin yabancı örgütlere çaşıtlık ettiğine de yüzde yüz inanıyordum. Nitekim, sonradan İstiklâl Mahkemesi birçok gerçekleri ortaya koymuştu.

İşte baylar, bu Nâzım Bey, kendisi ve arkadaşları aracılığı ile yaptığı sürekli propagandalar sonucunda ve bize karşıcıl olmaya hazırlananların, ulusun yüksek çıkarlarını unutarak, yaptıkları yardımlarla İçişleri Bakanlığına geçirilmişti. Böylece Nâzım Bey, hükümetin bütün iç yönetim örgütünün başında, ülke ve ulusa değil, ancak paralı uşağı olduğu kimselerin isteğine en büyük hizmeti yapabilecek duruma gelebilmişti.

Elbette baylar, bunu hiç uygun göremezdim. Onun için İçişleri Bakanı Nâzım Bey’i kabul etmedim ve çekilmek zorunda bıraktım. Gerekli gördüğüm zaman da, Meclis’te gizli oturumda bildiklerimi ve düşündüklerimi açıkça söyledim.

MİLLETVEKİLLERİNİ SEÇERKEN ÇOK DİKKATLİ VE TİTİZ OLMALIDIR

Saygıdeğer Efendiler, pek iyi bilirsiniz ki, sultanlarla, halifelerle idare edilmiş ve edilmekte olan memleketlerde, vatan için en büyük tehlike, sultanların ların ve halifelerin düşmanlar tarafından satın alınmalarıdır.Bu, çok defa kolaylıkla sağlanabilmiştir. Meclislerle idare edilenmemleketlerde ise, en tehlikeli durum, bazı milletvekillerinin yabancılaradına çalınmış ve satın alınmış olmalarıdır. Millet Meclislerine kadargirme yolunu bulabilen vatansızlara her zaman rastlanabileceğine, tarihinbu konudaki örnekleriyle hükmetmek zarurîdir. Bunun için millet,kendi vekillerini seçerken, çok dikkatli ve titiz olmalıdır. Milletin hatâyapmaktan korunması için tek çıkar yol, düşünce ve faaliyetleriyle milletingüvenini kazanmış olan siyasî bir partinin seçimde millete kılavuzluketmesidir. Genellikle bütün vatandaşların, adaylıklarını ortaya atanher şahıs hakkında karar vermeye yardımcı olacak doğru bilgilere ve isabetli oya sahip bulunacağını kabul etmek, nazarı olarak var sayılsa, bile,bunun tam bir gerçek olmadığı, tecrübelerin tecrübeleriyle ve inkâr edilemezbir açıklıkla ortaya çıkmıştır.

Baylar, sözümüzü bıraktığımız yere, yani Batı Cephesine dönüyorum. Gediz Savaşından ve onun maddesel ve manevi ve can sıkıcı sonuçlarından sonra Fuat Paşa’nın cephedeki komutanlık etkisi ve erki sarsılmış gibi görülüyordu. Kendisini komutadan çekmeyi zorunlu saymaya başladım. Tam bu sırada idi ki, Fuat Paşa Ankara’ya gelip görüşmek için 5 Kasım 1920 günlü şifre ile izin istedi. Karşılık olarak Ankara’ya gelmesinin uygun olacağını 6 Kasımda bildirdim. Fuat Paşa için yapılan dedikodu ve Gezici Kuvvetlerin ordu düzenbağı üzerindeki kötü etkileri o denli sezilmeye başlamıştı ki, 7 Kasım günü Ali Fuat Paşa’ya, çok çabuk Ankara’ya gelmesi için buyruk vermeyi gerekli gördüm.

ALİ FUAT PAŞA’NIN MOSKOVA BÜYÜKELÇİLİĞİNE ATANMASI VE CEPHENİN İKİYE AYRILMASI KARARI

Baylar, artık Ali Fuat Paşa’nın Batı Cephesine komuta edemeyeceği kanısına varmıştık. O günlerde Moskova’ya da bir elçilik kurulu göndermemiz gerekiyordu. Öyleyse, Fuat Paşa büyükelçi olarak Moskova’ya gidebilirdi. Batı Cephesi de çok sıkı ve dikkatli çalışma istediğinden, bu cephe komutanlığını da gerçekte genel askeri eylemlerle uğraşmakta olan Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa’ya ek görev olarak vermek en çabuk ve uygun bir önlem olacaktı. Bir yönden de, hem iç ayaklanma ve başkaldırmalara karşı, hem de savaş için, güçlü bir süvari kuruluşuna olan gereksinme açıkça belirmişti. Yalnız bu kuruluşu meydana getirmek için de, İçişleri Bakanı bulunan Refet Bey’e (Refet Paşa) ek olarak bu görevi verip, kendisini Konya ve dolaylarına göndermeyi uygun görüyordum. Çünkü Refet Paşa, değişik zamanlarda, türlü nedenlerle Konya’ya, Denizli’ye gitmiş; Batı Cephesinin güney kesimi ile ilgilenmiş ve o kesimle ilişkisi bulunan bölgeleri tanımıştı. Bu duruma göre sorunu şöylece çözebilirdim: Cepheyi ikiye ayırmak; önemli kesimleri kapsayan alanı “Batı Cephesi” diye adlandırarak İsmet Paşa’nın komutasına vermek; güney kesimini de, Konya dolaylarına göndereceğim Refet Paşa’ya vermek ve her iki cepheyi doğrudan doğruya Genelkurmay Başkanlığı katına bağlamak.

Genelkurmay Başkanlığına da Milli Savunma Bakanı bulunan Fevzi Paşa vekillik edebilirdi. Fuat Paşa zamanında cepheden Sivas’a dek uzanan yerlerde, “Geri Bölgesi” vardı. Fuat Paşa bu bölgeyi yönetebilmek için de bir “Cephe Komutanlığı Vekilliği” makamı kurmak zorunda kalmıştı. Bunun olağandışı olduğu ve uygulanamayacağı besbelliydi. Bundan dolayı, düzenlemede bu geri bölgesini de, bir parçasını tamamlama alanı (menzil sahası) olarak cepheye bıraktıktan sonra, Milli Savunma Bakanlığına bağlamak gerekirdi. İsmet Paşa’nın bir süre için Genelkurmay Başkanlığından ayrılmaması, ordunun düzene sokulmasında ve hazırlanmasında çabukluk sağlamak için yararlı görüldüğü gibi; Refet Bey’in de İçişleri Bakanlığı görevini geçici olarak üzerinde bulundurması, özellikle bölgesi içinde güvenlik sağlaması ve halktan hayvan ve gereç toplayarak kurmak zorunda bulunduğu süvari birliklerini çarçabuk kurması için gerekli idi.

SURATLE DÜZENLİ ORDU VE BÜYÜK SÜVARİ BİRLİKLERİ KURMA VE DÜZENSİZ TEŞKİLAT FİKİR VE SİYASETİNİ YIKMA KARARI

Baylar, 8 Kasım 1920’de Fuat Paşa Ankara’ya geldi. Karşılamak için ben de istasyonda bulunuyordum. Fuat Paşa’yı, omuzunda bir filinta olduğu halde Kuvayi Milliye kılığında gördüm. Batı Cephesi Komutanına bu kılığı benimseten düşünce ve anlayış akımının bütün Batı Cephesi üzerinde ne denli aşırı bir etki yapmış olduğunu anlamakta, artık duraksamaya yer kalmamıştı. Onun için Fuat Paşa’ya kısa bir gerekçeden sonra, yeni alabileceği görevi söyledim. Beğenerek kabul etti. O günün gecesi, İsmet ve Refet Paşaları çağırarak yeni durumu ve görevlerini kararlaştırdık. Kendilerine verdiğim kesin yönerge: “Çarçabuk düzenli ordu ve büyük süvari gücü meydana getirmek” idi. Böylece 1920 yılı Kasımının sekizinci günü “düzensiz örgüt düşüncesini ve siyasasını yıkmak kararı” iş ve uygulama alanına konulmuş oldu.

GÖRÜNÜŞTE BİZİM İÇİN YUMUŞAK SANILAN BİR POLİTİKA İLE, BİZİ İÇTEN YIKMA TEŞEBÜSÜ

Saygıdeğer baylar, burada biraz durarak gözlerimizi İstanbul’a çevirelim. Damat Ferit Paşa Hükümetinin her türlü düşmanlarla ortak olan “silah ile sonuç almak planı”, uygulamada başarılı olamamıştı. İç ayaklanmalara karşı direndik ve savaştık. Yunan saldırısı, en sonunda, bir kesimde durdu. Yunanlıların ondan sonraki saldırıları da sınırlı bölgelerde kaldı. İç ayaklanmalar ve Yunan cephesi için sağlam karşı önlemler almakta olduğumuz görülüyordu. İçten ve dıştan gelen silahlı saldırıların, özellikle Ankara’daki Ulusal Hükümeti sarsamayacağı anlaşılıyordu. Bundan dolayı, İstanbul’un silahlı saldırı planı suya düşmüştü. Bunu değiştirmenin, yeniden uzlaşma siya sasına döner gibi görünerek, bizi içerden çökertme politikası gütmenin daha yararlı olacağına inandıkları yargısına varılabilirdi. Tastamam, 1919 Eylülünde Damat Ferit Paşa’nın birinci çekilmesinden sonra, Ali Rıza Paşa Hükümetinin gelmesinde olduğu gibi, görünüşte bize yumuşak geleceğini sandıkları bir siyasayla bizi çökertmek girişimi yenilenecekti.

Bundan sonraki savaşımlarımızda, İstanbul aracılığı ile yapılan iç ve dış girişimlerle, Yunan ordusu’yla olduğu kadar, ama anlaşılması ve anlatılması daha güç koşullar içinde, güçsüzlüğe sürükleyici kışkırtmalarla ve içerdeki bozgunculukla da uğraştığımız görülecektir.

İstanbul’da Tevfik Paşa iş başına getirildi. Dahiliye Nazırı olarak Ahmet İzzet ve Bahriye Nazırı olarak Salih Paşalar hükümette bulunuyorlardı. Tevfik Paşa Hükümeti hemen bizimle ilişki kurmak istedi. Bu görevi, başlıca Ahmet İzzet Paşa üzerine aldı. Saray kurmaylar kurulunda bulunan bir subayı Ahmet İzzet Paşa, birtakım notlarla Ankara’ya gönderdi. Bu notlarda, eskisine göre daha elverişli koşullarla, örneğin Osmanlı egemenliği altında İzmir’de Yunanlıların bir özel yönetim kurmalarını kabul etmek gibi koşullarla, bir barış yapılması umudunda bulundukları, her şeyden önce de İstanbul Hükümeti ile bir uzlaşmaya varmanın önemli olduğu bildiriliyordu.

Ahmet İzzet Paşa’nın ve İstanbul Hükümetinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ve Hükümetinin niteliklerini ve yetkilerini bilmedikleri, bu yetmiyormuş gibi İstanbul’da bir hükümet kurmak ve o yoldan ulus ve ülke alınyazısıyla ilgili sorunları çözmeyi düşündükleri görülüyordu.

Ahmet İzzet Paşa’ya ve Tevfik Paşa Hükümetine durumu bildirmek ve iyice aydınlatmak amacı ile gereken bilgi ve düşünceleri ayrıntılı olarak yazdırıp, Ankara’ya gelen özel görevliye verdik ve kendisini 8 Kasım 1920’de İnebolu’ya doğru yola çıkardık.

12 Kasım 1920 günü, Zonguldak’tan Yüzbaşı Kemal imzalı kısa bir telyazısı aldım. Bunda: “Şifreli bir teli çekmek üzere İstanbul’dan gönderildim.” deniliyordu. Söz konusu şifreli tel, Dahiliye Nazırı İzzet Paşa imzalı idi. İstanbul’da 9 Ekim 1920’de yazılmıştı.

İSTANBUL’DA İKTİDAR MEVKİİNE GETİRİLEN TEVFİK PAŞA KABİNESİ ANKARA İLE TEMAS İMKANI ARUYOR

Bu telyazısında, İstanbul ile Zonguldak arasında Fransız telsizi ile haberleşmeye Fransız temsilcisinin izin verdiği bildirildikten sonra: “Hükümet ile bir uzlaşma ilkesi kabul olundu mu? Kabul olundu ise, nerede buluşulabilir ve oraya hangi yolla gelmek uygun olur?” diye sorulmakta idi.

İstanbul Posta ve Telgraf Genel Müdürü Orhan Şemsettin imzalı 11 Kasım 1920 günlü bir buyruk da Kastamonu Posta ve Telgraf Başmüdürlüğüne geliyordu. Bu buyruk, Ereğli Müdürlüğüne gönderilen özel bir mektubun zarfından çıkıyordu. Buyruk olduğu gibi şudur:

Madde 1- Anadolu ile İstanbul arasında tel yazışmalarının hemen başlatılması istenmektedir.

Madde 2- Bu isteğin gerçekleştirilmesi için, bir yandan Sapanca ile Geyve arasındaki büyük yol üzerinde onarılabilecek durumda bulunan tellerin çabucak düzeltilmesi, öte yandan da önemli iş ve yapım gerektiren İzmit, Kandıra, İncili ara yolunun yapım ve onarımına başlanılması uygun görülmektedir.

Madde 3- Sözü geçen onarımı yapmakla görevlendirilen İstanbul Fen Müfettişi Bekir Bey, yanında bir başçavuş ve yeteri kadar çavuşla İzmit’e gitmeye hazırdır.

Madde 4- Ellerinde yüce Dahiliye Nazırlığınca verilmiş belge bulunan bu görevliler, gereğine göre, herhangi bir yerde çalışmak isterlerse, ilgili makamlarla yazışarak gerekli yardımları sağlamanız yüce işbirliğinin bilirliğinizden beklenmektedir. 11 Kasım 1920

Bu telyazısı üzerine gerekenlere, İstanbul ile ilişki kurmaktan kaçınılması ve telleri onaracağız diye gelen olursa tutuklanması için buyruk verildi.

Baylar, İzzet Paşa’nın aracı ile gönderdiği Şifre teline karşılık vermeyi, özel görevli ile gönderdiğimiz notların kendisince okunmuş olduğu haberinin gelmesine bırakıyordum. İzzet Paşa’nın, verdiğimiz bilgileri öğrendikten sonra da görüşünde direnip direnmediğini anlamak istiyordum. Bu anlaşıldıktan sonra İzzet Paşa’ya aracılarla şu karşılığı gönderdim:

Yüce kişiliğinizin ve Salih Paşa Hazretlerinin de katılması gerekli kurul ile en kolay ve çabuk olarak Bilecik’te buluşabiliriz. İstanbul’dan, ya Sapanca’ya kadar tren ve oradan otomobille, ya da denizden Bursa’ya ve yine oradan otomobille Bilecik’e buyrulabilir. Bu yollar üzerinde gerekenlere şimdiden bildirim yapılmıştır. Yolculuğunuzun, Aralık ayının ikisine dek Bilecik’te bulunmak üzere düzenlenmesini; İstanbul’dan ayrılacağınız günün ve geleceğiniz yolun, şimdiye değin kullanılan aracı ile Zonguldak’a bildirilmesini rica ederim. Yolculuğun elden geldiğince gösterişsiz yapılması, anımsatma olarak bilgilerinize sunulur. 25 /26 Kasım 1920.

Baylar, 23/24 Kasım 1920’de yazılmış olan ve İstanbul’a giden özel görevlinin imzası ile İnebolu’ya gönderilen ve oradan 27 Kasımda Ankara’ya çekilen bir telde şu bilgi veriliyordu:

Bugün, 23.11.1920’de İzzet Paşa’nın yanında bulunduğum sırada Hariciye Nazırı, en son siyasal durum üzerine şöyle konuştu:

Yeni gelen İngiliz Elçisi, Ermenistan, Gürcistan ve bir süre sonra İzmir’le ilgili önemli sorunlarda Osmanlı Hükümeti yararına bir çözümün sağlanacağını söylemiş. Bu elverişli durumdan yararlanarak ülkenin geleceğini güven altına almak için çalışılmalı ve bu fırsat kaçırılmamalıdır. Eğer Ankara, zaman kazanmak isteğinde ise bile, bir ilişki kurarak aşağıdaki kararlar birlikte alınmalıdır.

Sözü geçen telde şunlar da ekleniyordu:

İzzet Paşa, kendisine gönderdiğimiz özetteki: “Şimdiye dek yapılan savaşımların bugün bağışladığı ve sağladığı elverişli durumlardan yararlanmak ödevimizdir.” cümlesine dayanarak: “Eğer Anadolu, gönderilecek kurulu kabul etmezse, doğrudan doğruya benimle görüşerek amacımızı kendimiz kararlaştırmalıyız. Bunu da kabul etmezlerse, söz konusu cümledeki görüşten vazgeçildiği anlaşılacağından artık hükümette bulunmayarak çekileceğim.” demiş ve istersek, İstanbul’un nasıl karşılayacağını düşünmeyerek kendisinin de Anadolu’ya geleceğini söylemiş.

Baylar, gene bu telde, İstanbul basınında, İzzet Paşa’dan alındığı bildirilen şu demecin de yayımlandığı yazılıydı:

Hükümetin Anadolu’ya bir özel görevli göndermesi, Ankaradakilerle bir ilişki kurulup kurulamayacağını anlamak içindi. Geri gelen görevli, bu ilişkinin kurulabileceğini anlattı ve yazışmalar da sağlandı. Elbette gereğini yapmaya çalışacağız.

Böyle bir demecin, Anadolu’nun görüşüne uygun olamayacağı ve yalanlanması gerektiği bildirilmiş ise de bunu İstanbul Hükümeti uygun bulmamış. Bununla birlikte İzzet Paşa, Tercümanı Hakikat gazetesine şu demeci de vermiş:

Ülkenin yüksek çıkarları şimdilik bu konuda basının susmasını gerektiriyor. Bundan dolayı, bir iki gün daha demeç veremeyeceğim.

Baylar, Tevfik Paşa, Ahmet İzzet Paşa, Salih Paşa zamanın büyük adamları gibi tanınmışlardı. Ulus bunları akıllı, tedbirli, uzak görüşlü biliyordu. Bunun için Damat Ferit Paşa çekilip de yerine, ileri gelenleri bu kişiler olan bir hükümet iş başına gelin ce, herkeste türlü türlü umutlar uyandı. Tevfik Paşa Hükümetinin hemen Ankara ile ilişki araması üzerine, kamuoyunca kendisinin iyi niyetli olduğu yargısına varılmaması için bir neden düşünülemezdi. Herkes, Tevfik Paşa Hükümetinin iş başına gelmesini uğurlu saydı. Bu hükümetin, ülkenin ve ulusun en üstün çıkarlarını sağlama yollarını ve araçlarını bulmadan iş başına gelmiş olmasını kabul etmek ve ettirmek gerçekten güç idi. Özellikle, kendileri de İstanbul siyasa çevrelerinde ve basında kullandıkları dille kamunun yargısını doğrulayacak durum almış bulunuyorlardı.

BİLECİK GÖRÜŞMESİ KARARLAŞTIRILIYOR

Biz, gerçek durumun, kamunun sanısı ve inanışı gibi olmadığına iyice inanıyorduk. Ama, İstanbul’un, kurtuluş yolu olarak ileri sürdüğü uzlaşma ve buluşma önerilerini kamuoyunu inandırmaya yarayacak koşulları hazırlamadan, kabul etmeyi uygun bulmadık. Onun için, özellikle İzzet ve Salih paşaların bulunacağı bir kurulla Bilecik’te buluşmayı uygun gördük. Bu kişilerle görüştükten sonra kamunun bütün sanı ve inanışının temelsiz olduğunun anlaşılacağına kuşkum yoktu. Bir de, her ne olursa olsun, kamuoyunca yukarıda belirttiğim nitelikte tanınmış olan bu kişilerin İstanbul’da hükümet kurmasının ulusal amaç için ne denli zararlı olduğu ortada idi. Bunun için, buluşmamızdan sonra da kendilerinin geri dönmelerine izin vermemek gerektiği bence doğaldı. İşte bu düşünceler üzerine İzzet Paşa Kurulu ile Bilecik’te buluşma kararlaştırıldı. Buluşma, 2 Aralıkta değil, 5 Aralıkta oldu.

Baylar, bu buluşmayı beklerken, o güne değin cephede ve Ankara’da geçen olayları kısaca bilginize sunayım:

Baylar, hatırlarsınız ki İzzet Paşa’nın özel görevlisinin İnebolu üzerinden İstanbul’a gönderildiği 8 Kasım 1920 günü, Fuat Paşa’nın Moskova Elçiliği, İsmet ve Refet paşaların da Batı Cephesinde görevlendirilmeleri kararlaştırılmıştı. İsmet Paşa ertesi gün cepheye gitti.10 Kasımda göreve başladı.

O zamanlar Ethem Bey’in yakın arkadaşı bulunan bir kişinin, Eskişehir’den 13 Kasım 1920 günlü bir şifre telini aldım. Bu telde deniliyordu ki: “Ethem Bey’in, Fuat Paşa Hazretlerinin yanında Rusya’ya gideceği söylentisi, cephedekiler ve geride bulunan halk arasında bir kötü düşünceye yorulmaktadır. Bu gibi kişilerin çevrenizden uzaklaştırılması, yüksek kişiliğinizin diktatör olacağınız sanısını uyandırmıştır…”

Baylar, gerçekten Ethem ve kardeşlerinin Türkiye’den uzaklaşmaları, Türkiye’nin ve kendilerinin yararı ve esenliği bakımından uygun idi. Bu nedenle Fuat Paşa’ya kendileri isterlerse, bunları da birlikte alıp uygun görülecek işlerde görevlendirebileceğini söylemiştim. Ethem Bey’in arkadaşının yazdığı bu telde bildirilenlerin, yalnız arkadaşının düşüncesi ve gerçeğe uygun olduğu elbette kabul edilemezdi. Çünkü, ne cephenin ve ne de halkın, Ethem Bey’in Rusya’ya gönderilip gönderilmeyeceği sorunu ile ilgisi yoktu. Özellikle :”Diktatör olmak istiyorum; ama Ethem ve benzerleri engeldir. Onun için, bu gibileri uzaklaştırıyorum.” sanısından söz edilmesi büsbütün dikkatimi çekti.

ETHEM VE TEVFİK KARDEŞLERİN MUHALEFETE GEÇMESİ

İsmet Paşa’nın cephede çalışmaya başlamasından sonra, Ethem Bey, rahatsızlığını ileri sürerek Ankara’ya geldi ve burada uzun süre oturdu.Onun yokluğunda, kardeşi Yüzbaşı Tevfik Bey, Ethem Bey’evekâleten Kuva-yı Seyyare’nin başında komutanlık ediyordu.

Durumu gerektiği gibi aydınlatabilmek için, bir olaylar zincirininbazı ana noktalarına işaret etmek uygun olur. Kuva-i Seyyare Komutanlığı,Karacaşehir’de, kendisine bağlı olmak üzere, gizlice Karakeçili adında bir birlik kurmuştu. Bu kuruluş hakkında Batı Cephesi Komutanlığı’nın bilgisi yoktu. Böyle bir birliğin varlığı 17 Kasım 1920’de tesadüfenöğrenildi. Cephe Komutanlığı’nın bu birliğin varlığı hakkında bilgi istemesive birliğin teftişe hazırlanması emri Ethem Bey tarafından yerine getirilmedi. Cephe Komutanlığı’nca, sivil işlere ve geri hizmetlere karışılmamasıiçin verilen genel emre aykırı olarak, Kuva-i Seyyare Komutanlığı,Kütahya bölgesinde, her şeyde gösterdiği müdahale ve zorbalığını daha da artırdı.

Cephe komutanı, Ethem Bey Kuve-i Seyyare’sinin, öteki gezici kuvvetlerden ayrılması için “Birinci Kuva-i Seyyare” diye adlandırılmasınıemrettiği halde, Ethem Bey ve kardeşi, bunu dikkate almakşöyle dursun, bu emre rağmen kendi kendine Umum Kuva-yı Seyyareve Kütahya Havalisi Komutanı şeklinde bir komutanlık durumu ortaya çıkardı.

Görülüyor ki, Ethem Bey ve kardeşi, enıirleri altındaki birlikleri teftiş ettirmiyorlar, verilmemiş yetki ve ünvanları kendi kendilerinetakınıyorlardı.

Bütün Kuva-yı Seyyare Komutan Vekili Tevfik imzasıyla 21Kasım 1920’de Cephe Komutanlığı’na gelen bir raporda, 13’üncü düşmantümeninin Emîrfakıhlı, İlyasbey, Çardak, Umurbey üzerinden gelmekteolduğu ve akendi bölgesinde bulunan Gördeslilerin düşman askerini çağırdıklarıyolunda bilgi vardı. Oysa, gerçekte ne düşman tümeni ilerliyorduve ne de Türk halkı düşmanı çağırmıştı. Bu bilgilerin özel maksatlarla verildiğianlaşılacaktır. Müslüman halkın düşmanı çağırması yalnızbir tek sebeple açıklanabilirdi ki, o da tarafımızdan zulüm ve eziyet göreceklerine inanmalarıdır. İşte Cephe Komutanı, durumu bu noktadan elealarak verdiği genel emirde demişti ki :

Muharebenin doğurduğu bunalım sırasındaki kızgınlıkların etkisiyle zorlayıcı sert tedbirler ise alınmasına kesinlikle engel olmak gerekir. Hainlikleri ne derece kesinlikle anlaşılmış olursa olsun, hiçbir köy asla yakılmayacak, halktan hiçkimse hiçbir birlik tarafından hiçbir suçla idam edilmeyecektir. Casusluklan vedaha başka suçları ortaya çıkmış kimselerin, göz altında İstikal Mahkemeleri’negönderilmeleri gerekir.

Umum Kuva-yı Seyyare Komutan Vekili Tevfik Bey, bu emrede karşı çıktı.

Efendiler, düşman, kuvvetlerini toplu bulundurmak maksadıyla aldığı tertibat yüzünden, Kuva-yı Seyyare bölgesindeki bazı yerleri boşaltmıştı.Buralarda, sivil idare kuruluncaya kadar, halkın güven içinde idaresi için,hemen teşkilât kurulmasına lüzum vardı. Bu sebeple jandarmahizmetinde bulunmuş ve iyi halli tanınmış kimselerden seçilen yüz ellimevcutlu bir sahra jandarma bölüğü teşkil edilerek “Simav ve BölgesiKomutanlığı” adı altında bir komutanlık kuruldu. Bu komutanlık, sınırlarıbelli bir bölge içinde güvenlik işlerine bakacaktı. Yarbay İbrahimBey adında bir zatın görevlendirildiği bu komutanlığa yönetim ve inzibatbakımından bu bölgedeki askerlik şubeleri de bağlanacaktı. Ordubirliklerinin ve Kuva-yı Seyyare’nin komutanları yalnız askerî harekâttansorumlu olacaklardı. Bu bölge komutanlığının kurulması dolayısıyla, o bölge halkına, Cephe Komutanlığı tarafından yazılan bildiride : “Sizin hertürlü dertlerinizi dinlemek, adaletli bir yönetim kurmak maksadıyla Simav’da bir Bölge Komutanlığı kuruyorum”cümlesi vardı. Bu cümleyi,Kuva-yı Seyyare Komutanlığı tarafından kötüye yorulacağını göreceğiniziçin, özellikle kaydediyorum.

Düşmandan kurtarılan bu kasabalar halkı, kurtuluş tarihinden başlayarakiki ay süreyle askerlik hizmetinden muaf tutulmuşlardı. UmumKuva-yı Seyyare Komutan Vekili Tevfik Bey, birtakım düşünce vesebeplerle bu bölge komutanlığına da itiraz etti.

Tevfik Bey, 23 Ekim 1920 tarihli bir raporunda : “Bir düşmantümeninin taarruzu üzerine, kuvvetlerini Gönen köyü kuzeyindeki sırtlaraçektiğini bildiriyor ve sol kanadımda bulunan Cumburdu kesimini emniyete alınıp” diyor.

Düşmanın ciddî bir taarruzu olmamıştır. Kuva-yı Seyyare Komutanlığı’nınmaksadının, ordu birliklerini cepheye sürdürüp, kendi kuvvetlerinigeride toplamak olduğu anlaşılmıştı. Cephe Komutanı İsmetPaşa, Tevfik Bey’in verdiği bilgileri ciddiye alarak, gerekenleregerektiği gibi emirler vermiş olmakla birlikte, kendisinden de, “taarruzeden düşmanın aşağı yukarı kaç top kullanmakta olduğunu” ve “Kuruköy’den yolboyunca Çamköy’e doğru bir düşman harekâtının yapılıp yapılmadığını” sordu ve Cumburdu vadisinin İslâmköy’e doğru emniyetealınmasının Güney Cephesi’ne ait olduğunu bildirdi.

Tevfik Bey, 24 Kasım 1920 tarihinde Cephe Komutanlığı’nayazdığı telgrafta iğneleyici birtakım sözlerden sonra, bendeniz, kuzeyve güney cephelerinin her ikisinin de hükûmetin emrinde olduğunu sanıyorum.Mademki değildir, idaresizlik yüzünden, boş yere burada vatanevlâtlarını kırdıramayacağım. Yirmi dört saate kadar sol kanadımız kuvvetlibir şekilde korunmadığı takdirde, Kuva-yı Seyyare’yi Efendiköprüsücivarına çekeceğim. Bu konuda sorumluluğun kime ait olduğunu hükûmetbulsun, Efendim diyordu. Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Kuva-yıSeyyare Komutanı’na cevap verdi ve dedi ki : “12’nci Kolordu, solkanadımızdan kırk kilometre uzaktadır. Bundan başka, geri çekilmiş olandüşmanı keskin taarruzla ve zorla yerinden atmak görevi birliklerimizeverilmiştir. Bu bakımdan Kuva-yı Seyyare, düşmanı takip eden müstakilbir süvari tümeni durumundadır. Düşmanın üstün kuvvetle taarruzlarınakarşı yalnız başına tedbirler alır; düşman mevziî ve ciddî bir hareket yaptıkça,buna karşı kesin savaştan kaçınır. Bu görevler süvari tümenlerineverilir. Güney Cephesi’nde kuvvetli süvari birliği olmadığından, sizin cephenizisüvari kuvvetleri ile genişletmek mümkün değildir. Güney CephesiKuva-yı Seyyareler’le yalnız dış kanadından temas ve bağlantı sağlayabilir.Bu da lâzımdır. Kısacası, cephemiz iyi idare edilmektedir. . . v.b.”

Efendiler, Batı Cephesi Komutanlığı elbette ordunun kuvvet durumuve miktarı ile ilgili bütçesini düzenlemek istiyordu. Bu maksatla 22/23Kasım 1920’de bütün cephe birliklerinden kuvvetlerinin mevcudu ile ilgilimuntazam birer liste istedi. Cephe birliklerinin hepsinden cevap geldi.Kuva-yı Seyyare istenilen mevcut listesini göndermedi. Bu konuda cephedenistenen açıklamaya gelen cevapta, Tevfik Bey diyordu ki; “Kuva-yı Seyyarene bir tümen ne de düzenli bir kuvvet haline getirilemez…Bu serserilerin başına ne bir subay ne de askerî memuru koymak mümkün olmadığı gibi,kabul ettirilmesi de mümkün değildir. Çünkü, subaygördüler mi Azrail görmüşcesine isyan ediyorlar. Bizim birliklerimiz Pehlivan Ağa, Ahmet Onbaşı, Sarı Mehmet, Halil Efe,Topal İsmail gibi adamlar tarafından idare edilmektedir. Bölükeminleri de yazdığını okuyamaz ve okuduğunu yazamaz adamlardandır.”Sen yapamıyorsun” diye bunların değiştirilnesi imkânı da yoktur. KuvayıSeyyare’nin şimdiye kadar olduğu gibi gelişigüzel idare edilmesi zarurîdir…Aslında, Kuva-yı Seyyare, disiplin ve düzene sokulmak şöyledursun, böyle bir düşüncenin doğmakta olduğunu sezdiği anda dağılır.Rica ederim, bu yazdığım şeyleri bir şeye yormayınız…

TEVFİK CEPHE KOMUTANINI TANIMIYOR

Efendiler, tam bu günlerde, düşmanın, Bursa Cephesi ilerisinde,İznik yakınlarında bir faaliyeti hissedildi. Cephe komutanı bizzat oraya giderek yakından tedbirler almaya mecbur oldu. Onun için 28 Kasım 1920 tarihindeKuva-yı Seyyare Komutanı Tevfik Bey’e cevap verirken : “BugünBilecik’e gidiyorum. Dönüşte sizinle nerede karşı karşıya oturup görüşmek mümkün olur”sorusunu sormuştu. Cephe komutanına cevap verilmemişti.Cephe komutanı, İznik durumuna karşı, tedbir ve tertibat almakla meşgul bulunduğu sırada,Kuva-yı Seyyare Komutanlığı’ndan savaş raporları gelmeye başlamış… Sebebi sorulmuş :

“Raporlar gerektiği zaman Ankara’da Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’nayazılmıştır. İmza : Yüzbaşı Tahsin” telgrafı alınmış.

Efendiler, bir cephe komutanı için, cephesinin bir kısmında geçenolaylardan bilgi alamamak ne kadar güç bir durumdur. Böyle bir belirsizlikiçinde kalmak, bütün cephenin idaresini yanlış yola sürükleyebilir.Düzeltilmesi imkânsız tehlikeli durumlara yol açabilir. Cephe Komutanıİsmet Paşa, 29 Kasım 1920 tarihinde, durumu Ankara’da bulunanKuva-yı Seyyare Komutanı Ethem Bey’e yazarak, raporlar için vekilinin uyarılmasını bildiriyor.

İsmet Paşa, 29 Kasım 1920’de, bize şu telgrafı gönderdi :

Ankara’da Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Ankara’da Genelkurmay Başkanlığı’na

1 – Kuva-yı Seyyare Komutanlığı, 27.11.1920 akşaınından beri Cephe Komutanlığına rapor vermemektedir.

2 – Bu gün Ethem Bey’den, vekilini uyarnıasını rica ettim. Düşmandan geri alınanyerlerin idaresi için kurulan Simav Bölgesi Komutanlığı dolayısıyla,Tevfik Bey’in üzüntü duyduğunu bildiren Ethem Bey’den bu gün birtelgraf almış ve cevap vermiştim. Durumda dikkati çekecek ölçüde bir olağanüstülük varsa da, geniş bilgim yoktur. Oraca alınan bilgilerin gönderilmesini rica ederim.

Efendiler, Batı Cephesi Komutanlığı ile Kuva-yı Seyyare Komutanlığıarasında geçen yazışmaları ve ortaya çıkan durumu nasıl öğrendiğimi müsaade buyurursanız açıklayayım:

Kuva-yı Seyyare Komutan Vekili Tevfik Bey tarafından İsmet Paşa’ya yazılan,asker kaçakları ile casusların İstiklâl Mahkemesi’ne karşı olduğunu ve Kuva-yı Seyyare’nin sol kanadının yirmi dört saate kadar 12’inci Kolordu’ca emniyete alınmayacak olursa, kuvvetini Efendi köprüsü’ne çekeceğini bildiren telgrafları, bana Ankara’da bulunan Ethem Bey verdi. Ben tabiî olarak bu telgrafları anlamlı buldum. Kuva-yı Seyyare’nin durumunda tedbir alınmasını gerektiren dikkate değer bir hal gördüm. Onun için, İsmet Paşa’ya çektiğim vebu telgrafları Ethem Bey vasıtasıyla öğrendiğimi bildirdiğim 25 Kasım 1920tarihli telgrafta, “Tevfik Bey’in, önem verdiğim bu müracaatına karşı ne şekilde cevap verildiğinin ve ne gibi tedbirler alınmiş olduğunun bu gece bildirilmesini rica ederim” demiştim.

İsmet Paşa, arada geçen yazışmayı olduğu gibi bildirdi.

Efendiler, bir taraftan da, 28 Kasım 1920 tarihinden başlayarak,Kuva-yı Seyyare’nin sabah ve akşam raporları, “Umum Kuva-yı SeyyareKomutan Vekili Mehmet Tevfik” imzasıyla doğrudan doğruya bana bildirilmeye başladı.Tevfik Bey’e şu şifreli telgrafı yazdım :

Ankara, 29/30.11.1920

1’nci Kuva-yı Seyyare Komutan Vekili

Tevfik Beyefendi’ye

İki üç günden beri doğrudan doğruya bana göndermekte olduğunuz raporların son maddesinde,Batı Cephesi Ordu Komutanlığı’na verilmiş olduğu kaydınınbulunmadığı dikkatimi çekti. Bir yanlışlık mıdır, yoksa bir sebebe mi dayanmaktadır?Bu konuda bilgi verilmesini rica ederim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

Mustafa Kemal

Bu telgrafıma Tevfik Bey’den cevap almadım. Fakat Ankara’da bulunan Ethem Bey’den rahmetli

Hayati Bey’e şöyle bir yazı gönderildi :

30.11.1920

Hayati Bey Kardeşime

Tevfik Bey’le İsmet Beyefendi arasındaki anlaşmazlığın sebepleriyle, bu konuda her ikisiyle yaptığımız yazışmalairı oldğu gibi takdimediyorum. Lûtfen Paşa Hazretleri’ne gösterilip okunarak yanlış bir kanaata meydan verilmemesini rica ederim, efendim.

Kuva-yı Seyyare ve Kütahya Bölgesı Komutanı Ethem Efendiler, bu yazıya ilişik olan telgraflarda dikkati çeken noktalar şunlardı :

Tevfik Bey, kardeşine diyor ki : “Simav Bölgesi Komutanlığı’nakesinlikle ihtiyaç yoktur. Bu bölge komutanının Eskişehir’e dönmesi içinşimdi emir verdim. Tevfik Bey, İsmet Paşa’ nın halka hitaben yayınladığı bildirisini de şöyle yorumluyordu :

“Bu bildiri, bulunduğumuz yerlerde bizim adaletsiz, emniyetsiz ve namussuzcasına hareket ettiğimizi ilân ediyor… Kuva-yı Seyyare, bunu kesinlikle kabuletmez. Bu konular aydınlanıncaya kadar, Kuva-yı Seyyare, Batı Cephesi Komutanlığı’nı tanımayacaktır.”

Bunun üzerine, Ethem Bey, İsmet Paşa’ya yazdığı telgrafta,kardeşinin üzüntüsünden söz ettikten sonra, bu işlerin kendisinin dönüşünden sonraya bırakılmasını rica ediyor. Kardeşine de, durumu Batı Cephesi Komutanlığı’na yazdığını,ancak kendisinin de ölçülü ve nezaketli davranması ve mukabele etmesi gerektiğini bildiriyor. Tevfik Bey, 28 Kasım 1920’de Ethem Bey’e yazdığı karşılık telgrafında:

“Namusumuzla oynayan Batı Cephesi Komutanı’nı bundan böyle âmir olarak tanımayacağımı ve Simav’a gönderdiği komutanına, bu gün yanındakilerle birlikte Eskişehir’e dönmesi için emir verdiğimi…. vazmıştım”, dedikten sonra”Bu hususta başka bir şey düşünemem ve düşünebilmek imkânı da yoktur, efendim” diyordu.

Tevfik Bey’in kardeşine çektiği yine aynı tarihli ‘bir telgrafında da:

“…. En ufak bir şey hissedersem bu yeni kurulan komutanlığın bütün mensuplarını gözaltında Batı Ordusu’na iade edeceğim. Batı Ordusu Komutanı İsmet Bey’in bu cephe komutanlığını idare edemeyeceğini anlıyorum” denilmekte idi.

Efendiler, bundan sonra, Kuva-yı Seyyare’nin savaş raporları Ankara’da Ethem Bey’e geliyor ve Ethem Bey tarafından Batı Cephesi’ne gönderiliyormuş.

Bundan başka, Kuva-yı Seyvare Komutanlığı, Batı Cephesi haberleşmelerine sansür koymuş. Telgraf ve telefon hatlarının Kuva-yı Seyyare Komutanlığı’nın haberleşmeleriyle meşgul olduğundan söz edilerek, cepheile haberleşmeler açık ve resmî şekilde yasaklanmış. Aynı zamanda, Kuva-yı Seyyare’nin Eskişehir dolaylanna saldıracağı söylentisi yayılmıştır.

ETHEM VE TEVFİK KARDEŞLERLE KENDİLERİ GİBİ DÜŞÜNEN BAZI ARKADAŞLARININ MİLLİ HÜKÜMETE İSYANI

Saygıdeğer Efendiler, bu durumu hep birlikte incelemeyeyardım edecek kadar bilgi arz ettiğimi sanıyorum. Kalaylıkla anlaşılmakta idi ki, Ethem ve Tevfik kardeşlerle, kendileri gibi düşünen bazı arkadaşları, miilî hükûmete karşı isyana karar vermişlerdi. Bu kararlarının uygulanması için Tevfik Bey cephede bahane ararken ve kuvvetlerini cepheyi terk ederek toplarken, Ethem Bey, milletvekili olan kardeşi Reşit Bey ve daha birtakımları da siyasî yoldan çalışıyorlardı. İsyan plânında başarılı olabilmek için,her şeyden önce, buna engel sayılan Batı Cephesi’ndeki ordununbaşında bulunan komutanın itibar ve makamından düşürülerek orduya hâkim olunması gerekiyordu. Ondan sonra da Meclis kamuoyunu tamamiyle kendi lehlerine çevirerek komutan, bakan veya hükûmet düşürmekte kolaylık sağlamak önemli bir noktaydı. İşte bu maksatlarla çalışmakta olduklarına bizde şüphe kalmamıştı. Ethem Bey’in, İsmet Paşa’ya ve kardeşi Tevfik Bey’e yazdığı telgraflarda kullandığı yumuşak ve nazik bazı kelimelerin, biraz daha zaman kazanmak maksadına dayandığına ve bu meseleyi İsmet Paşa ile TevfikBey arasındaki anlaşmazlıktan doğan bir üzüntü dolayısıyla, en sonunda Tevfik Bey’in öfkesine hâkim olmayarak biraz ileri gitmesinden ibaret gösterip, kendilerinin pek yumuşak başlı ve alçak gönüllü olduklarınıbir zaman için daha göstermeye çalıştıklarına hükmetmemek mümkün değildi. Biz de durumu olduğu gibi ciddî saydık. Siyasî ve askerî tedbirlerimizi ona göre uygulamaya başladık.

Efendiler, arz etmeliyim ki, gerek cephede gerek Ankara’da her bakımdan ihtiyaç duyulan tedbirleri aldırmıştım. Ethem ve kardeşlerinin isyanından asla çekinmiyordum. İsyan ettikleri takdirde yola getirilip cezalandırılacaklarına şüphem yoktu. Onun için pek serin ve geniş hareket ediyordum. Mümkün olduğu kadar kendilerini nasihatle yola getirmeye vesaygılı olmaya çalışmayı, bunu başaramadığım takdirde, kamuoyunda daha çok açıklık kazanacak olan saldırganca faaliyet ve hareketlerinin gerektirdiğini yapmayı tercih ediyordum. Bu düşünceyle, 2 Aralık 1920tarihinde, Ankara’da bulunan Ethem ve Reşit Bey’lerle diğer bazı kimseleri de yanıma alarak bizzat Eskişehir’e gitmeye ve orada İsmet Paşa ile de birleşerek yüzyüze konuşmaya ve anlaşmaya karar vermiştim. Ethem Bey’in bu geziye benimle gitmekten çekineceğini tahmin ediyordum. Halbuki, Ethem Bey’i de birlikte alıp götürmek bencepek gerekliydi. Bunun için istekli olsun olmasın, Ethem Bey’i de birlikte götürmek veyahut ısrarı halinde ona göre bir tutumu benimsemek üzere gereken tedbirlerin alınmasını da emretmiştim.

Gerçekten de, ertesi günü, Ethem Bey hastalığını ileri sürerek birlikte seyahat edemeyeceğini bildirdi. Doktor Adnan Bey de Ethem Bey’in rahatsızlığının seyahate engel olduğunu söyledi. Israr ettim. Nihayet 3 Ekim 1920 akşamı özel bir trenle Eskişehir’e hareket ettik. Ethem ve kardeşi Reşit Bey’lerden başka yanımızda bulunan arkadaşlardan başlıcaları şunlardı :

Kâzım Paşa, Celâl Bey, Kılıç Ali Bey, Eyüp Sabri Bey, Hakkı Behiç Bey, Hacı Şükrü Bey.

4 Aralık 1920 sabahı, erkenden, henüz ben uykudayken tren Eskişehir’e vardı. Daha önce İsmet Paşa’nın henüz Bilecik’te bulunduğu anlaşılmış olduğundan Eskişehir’de durmayıp Bilecik istasyonuna gitmeye karar vermiştik. Eskişehir’de uyandığım zaman, trenin niçin durduğunu ve yoluna devam etmediğini sordum. Yaverlerim, arkadaşların sabah kahvaltısı yapmak üzere istasyonun karşısındaki lokantaya gittiklerini ve şimdi gelmek üzere bulunduklarını söyledi. Çabuk gelmeleri için haber gönderilmesini istedim. Birkaç dakika sonra “hazırız” denildi. “Bütün arkadaşlar geldi mi?” dedim. Bunun üzerine yapılan araştırmadan anlaşıldı ki, herkes hazırdı ama Ethem Bey bir arkadaşıyla birlikte ortada yoktu. Derhal Ethem Bey’in kaçırıldığına hükmettim. Fakat bunu kimseye söylemedim. Yalnız, “o halde, dedim, Ethem Bey olmaksızın bizim Bilecik’e gitmemizde bir fayda yoktur. İsmet Paşa’yı da buraya çağırırız.”

İsmet Paşa da, telgraf başında yapılan özel bir görüşmeden sonra, Eskişehir e hareket etti. Daha önce, yalnız ve özel olarak görüşmemiz gerekli olduğundan ben de bir iki istasyon ileri giderek buluştuk. Birlikte 4 Aralık 1920 akşamı Eskişehir’e geldik. Orada bekleyen arkadaşlarla hep birlikte bir lokantada yemek yedik. Ethem Bey yoktu. Nerede olduğunu kardeşinden sordum. Rahatsız, yatıyor dedi. O gece İsmet Paşa’nın karargâhında Kâzım Paşa, Celâl Bey, Hakkı Behiç Bey de hazır olduğu halde, Reşit ve Ethem Bey’lerle konuşacaktık. Onun için Reşit Bey, Ethem Bey’in hasta olduğunu söylerken, görüşmek üzere karargâha gelebileceğini de ilâve etmişti. Yemekten sonra karargâha girtik, fakat Ethem Bey gelmemişti. Reşit Bey’e nevakit geleceğini sordum. Verdiği cevap şuydu : Ethem Bey şu dakikada kuvvetlerinin başındadır!

Bu habere rağmen sakin olmayı ve görüşmeyi tercih ettik.

Şu noktayı da belirtmeliyim ki, ben Eskişehir’e resmî bir sıfatla gitmemiştim. Orada hazır bulunan bazı arkadaşların yanında, İsmet Paşa ile olan görüşmeve konuşmalarımızı tarafsız bir arkadaş sıfatıyla yaptığımı söylemiştim. İsmet Paşa, durumu, aralarında geçen haberleşmeleri, Kuva-yı Seyyare Komutan Vekili olarak Tevfik Bey’in aldığı serkeşçe tavrı anlattı. Reşit Bey, kardeşleri ve kendi adına cevap veriyordu. Reşit Bey, pek kaba ve saldırganca konuşmaya başladı. Kardeşlerinin birer kahraman olduklarını, hiç kimsenin emri altına girmeyeceklerini, bunu böylece kabul etıneye herkesin mecbur olduğunu pervasızca söylüyor; ordu, disiplin, komuta ve hükûmet kavramlarıyla bunların gereklerine dair ileri sürülen görüşlere kulak bile vermiyordu. Onun üzerine, ben dedim ki : “Bu dakikaya kadar sizinle eski bir arkadaşınız sıfatıyla vesizin lehinizde bir sonuç almak için samimi bir duyguyla görüşüyordum. Bu dakikadan itibaren arkadaşlık ve yakınlığım son bulmuştur. Şimdi karşınızda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ve Hükûmeti’nin Başkanı bulunmaktadır. Devlet Başkanı olarak, Batı Cephesi Komutanı’na,durumun gereğini yerine getirmek üzere yetkisini kullanmasını emrediyorum. “Hemen İsmet Paşa da dedi ki : “Emrimde bulunan komutanlardan herhangi biri bana karşı gelmiş olabilir. Ben onuyola getirmeye ve cezalandırmaya muktedirim. Bu konuda daha kimseye karşı aczimi itiraf etmiş ve hiç kimsenin bana ait olan bu görevin kolaylıkla yerine getirilmesi için yardımını rica etmiş değilim. Ben durumun gerektirdiği işleri yaparım.”

Tarafımdan ve İsmet Paşa tarafından alınan bu ciddî tavır üzerine, avazı çıktığı kadar bağırırcasına konuşan Reşit Bey, derhal şimdi; ileri gitmekte acele edilmemesini, kendisi kardeşlerinin yanına giderse bir uzlaşma çaresi bulabileceğini söyledi. Bundan bir sonuç çıkmayacağı, maksadın kardeşlerine durumu anlatmak ve zaman kazanmak olduğu meydandaydı. Buna rağmen Reşit Bey’in bu teklifini kabul ettik. Ertesi günü, İsmet Paşa’nın hazırlatacağı özel bir trenle Kütahya’vakardeşlerinin yanına gitmesi uygun görüldü. Kazım Paşa’nın da Reşit Bey’le birlikte gitmesi yerinde bulundu. Hareket ettiler.

Atatürk’ün Tarihe ve Geleceğe Işık Tutan Ölümsüz Eseri NUTUK Atatürkçü Medya’da


0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sizin Tepkiniz Nedir?

hate hate
0
hate
confused confused
0
confused
fail fail
0
fail
fun fun
0
fun
geeky geeky
0
geeky
love love
0
love
lol lol
0
lol
omg omg
0
omg
win win
0
win

NUTUK 40. BÖLÜM

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı