‘TÜRK GENÇLİĞİNE HİTABE’ NEDEN YAZILDI?

Taner Ünal Yazıları Atatürkçü Medya'da..


2785
8.5k Paylaşım, 2785 Beğeni

ATATÜRK ‘TÜRK GENÇLİĞİNE HİTABE’SİNDE NEYİ ANLATIYOR?

Türk yurdunun Mondros Mütarekesi ile parçalanıp işgal edildiği günlerden başlayarak, Türk tarihinde bir dönüm noktası olan İstiklal Savaşını, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunu ve Türk Devrimlerinin yapılışını anlatan Nutuk, siyasi ve millî tarihimizin birinci elden, ve pek değerli bir kaynak eseridir.

Atatürk Nutuk adlı eserini yazmaya 1927 yılında geçirdiği bir kalp krizinden sonra karar vermiştir. Bu üzücü olayın tarih önünde, tarihle hesaplaşarak Partisine yön ve emir vermesi olayını hızlandırdığında da kuşku yoktur. Atatürk tarihi olayları birinci elden ve vesikalarıyla yine “tarihi yapan kişi” olmaktan çıkıp “tarihi yazan kişi” olmaya bu vesileyle karar vermiştir.

Bunu gerçekleştirirken de hem bütün karşıtlarıyla hesaplaşmış hem de tarih önünde eylemlerinin hesabını vermiştir. Cumhuriyet Halk Fırkasının İkinci Büyük Kurultayı’nın bu söylev için çok güzel bir ortam niteliği taşımakta oluşu da ayrıca üzerinde durulması gerekli bir başka noktayı oluşturmaktadır.

Atatürk tarafından, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Ankara’da toplanan İkinci Kurultayı’nda 36.5 saat süren ve altı günde okunan tarihi bir hitabeye dayandığı için Nutuk adını almıştır.

Nutuk’un ikinci cildinin sonunu Atatürk, “Türk Gençliğine Bıraktığım Emanet” metni ile bitirmiştir.

Çok değil 15 yıl önce bile Türkiye’de bütün resmi daire ve sınıflarda Atatürk resminin hemen yanı başında “İstiklâl Marşı” ile birlikte çerçeveli bir şekilde asılı duran “Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi” bu metnin en can alıcı yönünü oluşturmaktadır.
Gençliğe bu son sesleniş Nutuk gibi gayet hitabet değeri yüksek; içinde pek çok mesaj barındıran bir edebî ve tarihi metindir.

Nutuk “19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktım.” Cümlesiyle başlamakta, Gençliğe Hitabeyle bitmektedir.

Kurtuluş Savaşı Destanının askeri ve siyasi bütün yönlerini belgelerle tahlil eder.

Atatürk Nutuk adını verdiği birinci el eserinde İmparatorluğun nasıl çöktüğünü ve genç Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl doğduğunu anlatır. Türk devriminin amacını açıklar.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası etrafında örgütlenen ve ülkemize çağdaş ve laik bir düzen kurmak için yaptığı devrimleri eleştirenlere, dini siyasete alet edenlere ve bunlara duyarsız kalanlara verdiği cevap da dikkate değerdir.

“Onlar tam tersine bu defa da dini düşünce ve inançlara saygılıyız sloganını büsbütün zıt bir anlamda yorumlamaya kalkıştılar. Sözde bu sloganla her dinin ve her dinden olanların düşünce ve inançlarına saygılı olduklarını belirtmek, geniş ölçüde hürriyetçi olduklarını anlatmak istiyorlarmış. Efendiler! Böyle bir tutuma dürüst ve samimidir denemez.

Politika dünyasında bir çok oyunlar dönüyor. Fakat kutsal bir ülkünün kendini ortaya koyduğu Cumhuriyet rejimine, çağdaş yenileşmeye karşı cahillik, bağnazlık ve her türlü düşmanlık ayağa kalktığı zaman özellikle yenilikçi ve cumhuriyetçi olanların yeri gerçekten yenilikçi ve cumhuriyetçi olanların yanıdır.

Bu güzel metnin “Ey Türk Gençliği!” diye seslenmeden önceki kısmını aynen aşağıya alıp daha sonra, inceleyeceğimiz kısma geçmek istiyoruz.

Atatürk’ün gençliğe hitabesi; kendisinin 19 Mayıs 1919 yılından, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşuna kadar içine karıştığı ve aktif olarak yön verdiği hadiseleri anlatan Nutuk adlı 900 sayfalık kitabın sonunda yer alır ve şu başlığı taşır:

“TÜRK GENÇLİĞİNE BIRAKTIĞIM EMANET”

Hitabeden önce şu satırlar vardır:

“Muhterem Efendiler; size, günlerce işgal eden, uzun ve teferruatlı beyanatım, en nihayet, mazi olmuş bir devrin hikayesidir.

Bunda, milletim için ve müstakbel evlatlarımız için dikkat ve teyakkuzu davet edebilecek bazı noktalar tebarüz ettirebilmiş isem, kendimi bahtiyar addedeceğim.

Efendiler; bu beyanatımla, milli hayatı hitam bulmuş farz edilen büyük bir milletin, istiklalini nasıl kazandığını ve ilim ve fennin en son esaslarına müstenit, milli ve asri bir devleti nasıl kurduğunu ifadeye çalıştım.

Bugün vasıl olduğumuz netice, asırlardan beri çekilen milli musibetlerin intibahı ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.

Bu neticeyi, Türk gençliğine emanet ediyorum.”

Gençliğe hitabe daha sonra şöyle devam eder

EY TÜRK GENÇLİĞİ!

Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dâhili ve harici bedhahların olacaktır.
Bir gün, istiklal ve Cumhuriyet’i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin!

Bu imkân ve şerait, çok na-müsait bir mahiyette tezahür edebilir, İstiklal ve Cumhuriyet’ine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zabtedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzre, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsı menfaatlerini, müstevlilerin siyası emelleriyle tevhid edebilirler.

Millet, fakr-u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı! İşte: Bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve Cumhuriyeti’nin kurtarmaktır!

Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi sonradan Nutuk’tan ayrı olarak basılmış ve okullarda duvarlara asılmıştır.

Atatürk’ün dehasını, karşılaştığı zor durumları ve onlar karşısında almış olduğu tavırları anlamak için Büyük Nutuk kitabını mutlaka okumak lazımdır.

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinde iki kelime ve iki kavram üzerinde ısrar edilmektedir:

“Türk İstiklali ve Türk Cumhuriyeti”.

Atatürk, bunlar uğruna savaşmıştır. Bunlar, üzerinde titrenilecek, hiçbir zaman vazgeçilmeyecek kutsal değerlerdir.

Atatürk, Türk gençlerinin “ilelebet” (sonsuza kadar) bu “kutsal değerler”i “muhafaza” ve “müdafaa” etmesini istiyor.

Daha sonra gelen cümlede bunun sebebini açıklıyor:

“Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur.”

Burada geçen “mevcudiyet” ve “istikbal” kelimelerinin manalarını iyi anlamak lazımdır.
Bir millet, ancak “istiklal”ini koruyabiliyorsa varlığını (mevcudiyeti) devam ettirebilir. “İstiklal”lerini kaybeden milletler, tarih sahnesinden çekilirler, yok olurlar.

Buna göre Atatürk, “milli varlık” ile “istiklal” arasında bağlar kuruyor.

Bir milletin üzerinde yaşadığı topraklar (buna vatan diyoruz) yabancı milletler tarafından istilaya uğrarsa ve o millet, “milli irade”sini serbest olarak kullanamazsa “istiklal”ini ve “mevcudiyet”ini kaybetmiş olur. “istiklal”i olmayan topluluklara “millet” değil, “halk” adı verilir. Bir “halk” kitlesi “istiklal”ini kazandığı zaman “millet seviyesine yükselir.

Atatürk “Bir Halk Kitlesi” ile “istiklal” arasında bağlar kuruyor.

Bir milletin üzerinde yaşadığı topraklar (buna vatan diyoruz) yabancı milletler tarafından istilaya uğrarsa ve o millet, “milliirade”sini serbest olarak kullanamazsa “istiklal”ini ve “mevcudiyet”ini kaybetmiş olur.

“İstiklal”i olmayan topluluklara “millet” değil, “halk” adı verilir.

Bir “halk” kitlesi “istiklal”ini kazandığı zaman “millet” seviyesine yükselir.

Bir “halk kitlesi”nin “istiklal”ine kavuşması için, onun “milli irade” sini dayandıracağı bir müesseseye ihtiyacı vardır: O da “Millet Meclisi”dir.

“Cumhuriyet” milli iradeye dayanmak suretiyle kazanmış ve ona tam şekil vermek için “Cumhuriyet” rejimini kabul etmiştir.

Padişahlık ile Cumhuriyet rejimi arasındaki fark, birincisinin “Ferdi irade”ye, ikincisinin ise “Milli irade”ye dayanmasıdır.

Buna göre Atatürk; “Milletin mevcudiyeti” için “İstiklal ile beraber” “Cumhuriyet ”in de zaruri olduğuna inanıyor.

Milli varlığın temelini teşkil eden bu iki kıymet, “Cumhuriyet” ve “İstiklal”, o milletin “istikbal”ini garanti altına alır.

Atatürk, burada “istiklal”ile “istikbal” kelimeleri arasındaki ses benzerliğinden faydalanıyor. Bir milletin “istiklal”i, onun “istikbal”ini temin eden bir “hazine”dir.

Bir millet Özgür ve Tam Bağımsız olursa, topraklarını işleyerek onun üzerinde çocuklarını ebedi olarak yaşatabilir. “İstiklal”i olmayan bir “millet”in ise ülkesini ve halkını yabancı kavimler sömürür.
Türkiye İstiklal Savaşı sayesinde kurtulmuştur ama, dış ve iç düşmanlar onu hiçbir zaman yıkmak, parçalamak ve yok etmekten vazgeçmemişlerdir.

Atatürk; Gençliğe Hitabesinde bu gün yaşamakta bulunduğumuz ileride yine değişik şekillerde yaşamaya devam edeceğimiz tehlikeleri işaret ederek:

“İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahili ve harici bedbahtların olacaktır” diyor ve İstiklal Savaşı öncesinde olduğu gibi, memleketin içine düşebileceği felaketi canlı olarak tasvir ediyor.

“Bu imkan ve şerait çok na-müsait bir mahiyette tezahür edebilir” cümlesinden sonra gelen cümlelerde Atatürk, bunların neler olabileceğini sayıyor:

“İstiklal ve Cumhuriyetimize kastedecek düşmanlar – birinci Dünya Savaşı sonunda olduğu gibi- dünyada benzeri görülmemiş zaferlerin temsilcisi olabilirler.”

Bunlar -yine o yıllarda olduğu gibi- zorla veya hile ile vatanımızın en stratejik yerlerini zaptedebilir, ordularımızı dağıtabilir ve memleketin her köşesini işgal etmiş olabilirler.

Bundan daha tehlikeli olarak, ülkeyi idare edenler “gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet” içinde olabilir ve kendi şahsi çıkarları dolayısıyla düşmanlarla işbirliği yapabilirler.

Böyle bir durumda Türk gençliğine düşen iş nedir? Eli kolu bağlı, olup bitenlere karşı seyirci kalmak, boyun eğmek mi, yoksa Atatürk’ün yaptığı gibi “Ya istiklal, ya ölüm!” diyerek, tehlikenin üzerine yürümek, başarı kazanıncaya kadar savaşmak mı?

Büyük Önder Atatürk geçmişte yaşanan acı olayların gelecekte hangi şekillerde yaşanabileceği düşüncesinden hareketle Türk gençliğine kutsal bir görev vermektedir.

Atatürk “Türk İstiklalini” ve “Türk Cumhuriyetini” en temel hazine olarak değerlendirmiş, bu iki hazinenin muhafazasını özellikle gençlikten istemiştir.

Atatürk, hitabesinin son cümlesinde, gençliğin vazifesinin “bu ahval ve şerait içinde dahi Türk istiklal ve Cumhuriyetini kurtarmak” olduğunu söylüyor.

Böyle demesinin sebebi, yukarıda belirtildiği gibi “İstiklal ve Cumhuriyete sahip olmayan bir milletin mevcudiyet” ve “istiklal”ini kaybetmesi, yani yok olmasıdır.

Şerefli bir insan böyle bir duruma düşmektense savaşarak ölmeyi tercih eder…

Atatürk, Nutuk’unu ve Gençliğe Hitabesini şu cümle ile bitiriyor:

“Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asıl kanda mevcuttur”

Bu cümlede kendine ve milletine güvenme duygusu gizlidir. Vatan sevgisi, hürriyet, milliyet, istiklal cumhuriyet gibi kavramlar insanları yücelten, kahramanlığa sevk eden kavramlardır. Onlara sahip olan milletler köleliği kabul etmezler.

Türk milleti asırlar boyunca bu kutsal değerler için savaşmıştır. Atatürk, son cümle ile bu tarihi hakikati ifade etmek istemiştir. Onda gerçekten Türk milletine sarsılmaz bir inanç ve güven mevcuttur.

Atatürk, Türk gençliğine seslenirken anlattığı durum ve çizdiği tablo, Osmanlı Devletinin Birinci Dünya Savaşındaki mağlubiyetiyle birlikte ortaya çıkan karanlık manzaradır.

Hitabede bu karanlık günlerin, Türk Milletinden alınan güçle aydınlığa dönüştürüldüğünü, bu aydınlığın sürekli kalmasını sağlayacak ve Türk milletini daha güzel yarınlara kavuşturacak gücün de

Türk gençliğinin olduğunu belirtmektedir.

Ancak, Atatürk burada haklı olarak gelecek için bazı uyarılarda bulunmaktadır.

Öyle ki, her zaman “Türk istiklalini ve Cumhuriyetini yok etmek” isteyen iç ve dış güçlerin ortaya çıkabileceğini, “zorla ve hile ile aziz vatanımızın önemli kurum ve kuruluşlarının ele geçirilebileceğini, hatta memleketimizin her tarafının bilfiil işgal edilebileceğini, iktidara hakim olanların gaflet ve dalâlet, hatta hıyanet içinde bulunabileceklerini, ya da bazı yetkililerin şahsî menfaatlerinin düşmanların siyasî emelleriyle birleşebileceğini” hatırlatmaktadır.

Büyük Önder bizlerin “Bu durum ve daha zor şartlar içinde dahi, Türk gençliğinin en önemli görevimizin, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini sonsuza kadar korumak ve savunmak” olduğunu açık bir tarzda işaret etmektedir.

Diğer taraftan Türkiye Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmek için gerekli kudretin, Türk gençliğinin damarlarındaki asil kanda mevcut olduğunu ifade ederken, Türk gençliğine olan sarsılmaz inancını ve Türk milletinin tarihi derinliklerinden gelen gücünü ortaya koymuştur.

Atatürk’ün Türk Gençliğine hitabı, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi, oldukça kapsamlı ve bizzat yaşanmış tarihi bilgileri ihtiva etmektedir. Edebi ve tarihi değeri çok yüksek bir metindir.

Atatürk’ün Türk gençliğine hitabesi kavramlar arasında kurduğu münasebetler bakımından sağlam olduğu gibi heyecanlı bir tona, tesir gücüne de sahiptir.

Atatürk, yazı ve konuşmalarında düşünceyi ön plana almakla beraber, yeri gelince kelimelerin seslerinden ve cümlelerin kuruluş şekillerinden de faydalanır.

Yukarıda “istiklal” ile “istikbal” kelimeleri arasında – kavram dışında – ses benzerliğine de işaret etmiştik. Başka bir cümlede geçen “gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet” kelimelerinin seçilişinde ve sıralanışında da bir üslüp özelliği vardır. Ses bakımından birbirine benzeyen bu üç kelimelerin arka arkaya tekrarı ifade edilmek istenilen nefret duygusunu kuvvetlendirdiği gibi işlenilen kötü fiiller arasında gittikçe artan bir derecelenmeyi de belirtmektedir. “Delalet” kelimesi “gaflet”den “hıyanet” kelimesi “delalet”den daha ağır manalar taşır. Atatürk’ün nutuk ve konuşmalarını dil ve üslup bakımından incelerseniz duygu ve düşünceyi pekiştiren buna benzer daha birçok ifadeye rastlarsınız.

Fakat onun sözlerini etkili kılan asıl güç, söylediklerini gerçekleştiren büyük bir şahsiyet olmasıdır.

Hitabet sanatında şahsiyet birinci derecede rol oynar.

Atatürk metni, “giriş, gelişme ve sonuç” bölümlerini oluşturarak hazırlamıştır. Geçmiş olaylar, mevcut olaylar ve gelecek olaylar konusunda bilgi verip önemli hatırlatmalar yapmıştır.

Gençliğe hitabeyi Nutuk adlı eserinin metin kısmının sonuna eklemesi yine ayrı bir mesaj çıkarılması gereken bir konudur.

Hitabenin giriş kısmında gençliğin görevi vurgulanmasına rağmen, metnin sonunda yine bu görev, “Türk İstiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!” denilerek tekrarlanmıştır.

Atatürk bu metinde sıraladığı bütün olumsuz durumların çözümünde gençliğin ihtiyaç duyacağı gücün ne olduğunu metnin sonunda “asil kan” yani “Türklük” olarak ifade etmiştir.

Ayrıca bu hitabede sıralanan olumsuz altı ihtimal göz önüne alındığında; gençliğin sığınacağı hiçbir maddi dayanak kalmadığından, maneviyatından, Türklüğünden yani kanından başka alternatifinin olmadığı da görülecektir.

Cümledeki “asil” sözcüğünün gençliğe özgüven verdiği de bir gerçektir.

Büyük Atatürk’ün 1927 yılında tespit ederek gençliği uyarmasından, ona görevinin ne olduğunu veciz bir şekilde hatırlatmasından ve bunu yaparken de kendi yaptığı işleri övmeme, hatta adını bile anmama alçak gönüllülüğünü göstermesinden ibarettir.

Prof. Dr. Afet İnan’ın bir hatırasına göre, Atatürk, uzun süren belge toplama ve yorucu yazma çalışmalarını bitirince, yakın arkadaşlarına: “şimdi beni dinleyin” diyerek ‘Gençliğe Hitabe’yi çok hissi bir şekilde okumuştur.

Okumayı tamamlayınca bakışları Ankara ovasının derinliklerine dalmış, gözlerinden Türk gençliğine duyduğu güven ve sevginin ifadesi olan birkaç damla yaş süzülmüştür.

Büyük önder Atatürk aynı akşam arkadaşlarına:

“Tarihi yaşadığımız gibi yazdık, fakat geleceği Cumhuriyete inananlara, koruyanlara ve yaşatanlara emanet etmek lâzımdır” değerlendirmesini yapmıştır.
Gençliğe bu derece güvenen ve inanan Atatürk, Türkiye Cumhuriyetini kurduktan ve büyük devrimlerini başardıktan sonra, millî mücadeleyi başlatmak üzere, Samsun’da Anadolu topraklarına ayak bastığı 19 Mayıs 1919 gününü, gençliğe “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak armağan etmiştir.
Samsun’dan Havza’ya geçerken kendisinin de coşkuyla söylediği “Dağ Başını Duman Almış” marşını ise “Gençlik Marşı” olarak ilân etmiştir. Zaten Millî Mücadele’ye destek veren Türk gençliği, yaptığı işlerle, gösterdiği fedakârlıkla, çağdaş düşüncesiyle, böylesine görkemli bir bayramı ve anlamlı bir marşı hak etmiştir.

Türk Gençliğine hitabenin yazılışı üzerinden 89 yıl gibi kısa bir süre geçtiği halde Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı bu gün içeriden ve dışarıdan sürmekte olan yıkıcı faaliyetlerin gittikçe artması, yaşanan soğuk ve sıcak savaşların çevremizdeki kuşatmanın tırmanması, bölgemizdeki huzursuzlukların had safhaya ulaşması gibi hususlar, Atatürk’ün, Türk gençliğinin, dış düşmanlara hatta ülkemizde gaflet, dalâlet ve hıyanette bulunanlara karşı uyanık olması gerektiğini, millî birlik ve beraberliğimizin son derece büyük önem taşıdığını belirtirken, ne kadar haklı olduğunu bir kez daha teyit etmekteBüyük Önder’in Gençliğe hitabeyi yazmakta ne kadar isabetli bir öngörüye sahip bulunduğunu göstermektedir

Türk Gençliği olarak gerek bu günkü gerekse gelecekte ki iç ve dış tehlikelere, tehditlere, saldırılara ve plânlara karşı hazırlıklı olmak, çağın gerektirdiği bilgilerle donanımlı olmak, hazinesini (Türk İstiklâli ve Türkiye Cumhuriyeti) koruma azim, ve şuurunda olmalıdır. Bu durum Atatürk dediği için değil, akıl, bilim ve realite böyle olduğu içindir.

Bu yüzden Atatürk’ün gençliğe hitabesi, sadece geçmişle ilgili belirli bir süreyi kapsamamaktadır. Bugün ve gelecek için de geçerli olan ve bütün Türk milletinin ders alması gereken canlı bir belge niteliği taşımaktadır.

“Atatürk’ün, cumhuriyet ve bağımsızlığımızın korunması gibi son derece önemli görevleri neden Türk gençliğine verdiği veya hitabeyi neden gençliğe atfettiği” tarzındaki sorulara ise:

“Atatürk’ün gözünde Türk genç liği milletin “dinamik kesimi”, “geleceği”, “taze gücü”, “asil kanı”, “öz suyu”, “hayat kaynağı”dır.

Gençlik idealisttir, çıkar peşinde koşmaz, daima iyiyi, güzeli, doğruyu arar, hakkın, doğrunun yanında yer alır, açık düşünceli, açık sözlü, dürüst ve yapıcıdır.” 21 cevabı verilebilir.

Ayrıca Atatürk, Türk gençliğini yakından tanımakta ve ondaki vatanperverliği çok iyi bilmektedir. O gençlik ki; Trablusgarp’ta, Balkanlar’da, Yemen’de ve daha bir çok yerde kanlarını sebil etmiş, Sarıkamış Dağlarında, karların ak örtüsünü üzerine kefen yapmış, Çanakkale’de düşmana karşı göğsünü siper etmiş, Anadolu’nun bir çok yerinde vatan ananın kucağında ebedî uykusuna yatmış olmanın hazzını tatmıştır.

Atatürk, işte bu önemli özelliği ile Türk gençliğinin vatan ve milletini her zaman ve ne pahasına olursa olsun, sonsuza kadar koruyacağını bilmektedir.

Atatürk gençliğe hitabesinde bahsettiği Türk İstiklal ve Cumhuriyeti, Milli Devlet ile mümkündür.

Atatürk’ün Türk Gençliğine korumasını emrettiği şey Tam Bağımsız Ulus Devlet olacak Türkiye Cumhuriyeti devletidir.

Türkiye Cumhuriyeti; Türk Milletinin bin üç yüz yıl sonra Türk adıyla kurduğu ikinci devlettir.

Türk Cumhuriyeti Batı’ya karşı şerefli bir duruşun neticesinde kurulmuş ve emperyalizmi 100 yıl geriye atmıştır.

Denize döktüğümüz, gemilere bindirerek kahkaha marşıyla uğurladığımız düşmanın hazmedemediği şey budur.

Bu yazımı kıymetli bir meslektaşıma ithaf ediyorum

Tüm değerli arkadaşlarıma en içten sevgi ve saygılarımla…

Taner Ünal Yazıları Atatürkçü Medya’da..


Sizin Tepkiniz Nedir?

ÇOK SEVDİM ÇOK SEVDİM
1
ÇOK SEVDİM
BEĞENDİM BEĞENDİM
1
BEĞENDİM
BĞENMEDİM BĞENMEDİM
0
BĞENMEDİM
SİNİR BOZUCU SİNİR BOZUCU
0
SİNİR BOZUCU
Taner Ünal
Tarihçi - Yazar

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı